Çocukluğum;
30 Ağustos Zafer Bayramında, uçaklar gökleri delen gürültüleri ile Ankara semalarında sorti yaparlarken doğmuşum. Babam askerden izinli ayrılıp Kars Sarıkamışâın karlı dağlarından bir kara tren ile inmiş Ankaraânın bozkırına ve katılmış doğum serüvenime. 4600 gramlık bir tosun olarak doğmuş ve bir hafta boyunca hiç uyanmamışım. Başlarda uyanmayayım diye sevememişler sonradan ölüyorum diye doktoru çağırmışlar, sadece uyuyor demiş. Ağlamamışım bile.
âManuelâ Beşiğim elektrikle sallanmıyormuş. Başucumdan hiç ayrılmazlarmış. Yemek yemediğimde dedem, eski tip avizemizin, asteriksâin şapkasına benzeyen kristallerini söküp kafasının üzerine takarak bana maskaralıklar yapar, kahkahalar içinde yemeğimi yememi sağlarmış. Ultra Prima bir yana dursun, eski koltuk örtülerinden kesilmiş bez parçalarının muşamba ile tutturulmasından ibaret alt bezleme sistemi ile pişikten kurtulamadan bezlenmişim.
Devlet memuru ailemi akşamdan akşama görerek anneannemin sabırlı ellerinde büyümeye bırakılmışım. Büyükbabamı ve babaannemi hiç hatırlamıyorum. Haşarı bir çocuk olmam da pek uzun sürmemiş. Sokaklarda peşimden ayrılmayan, terlerim diye atletimin içine tertemiz, bazen bembeyaz bazen yine renk renk koltuk örtüsünden kesilmiş bezleri sokuşturmaya çalıştı anneannem. Arka bahçelerde ve sokaklarda top peşinden her gün koşturdum fakat yıldız bir futbolcu olamayacağım belli olduğunda yedekte beklemeyi tercih ettim.
Paralarımızın büyük bölümünü âKazıkçıâ adındaki bir delikten ibaret dükkanında her çeşit eşyayı satan amcaya yatırmaya başladık arkadaşlarla. Aldıklarımız Torpil, Füze, Kızkaçıran, Altıpatlar, Topaç ve Çatapat idi. Mekanımız yine arka bahçe, fırlatma rampamız bahçe çitlerinin tepesi oldu.
Paralarımızın geri kalanını da zamanın ünlü abur cuburları olan Cipsi (peynirli cips), Kola, Turbo Sakızı, Futbolcu kartları veren binbir çeşit sakıza ve pastane dondurmasına yatırdık. Beşiktaşlı Ferdinand, Fenerbahçeli Aykut, Galatasaraylı Semih ve Trabzonsporlu Saffet hiç bulunamayan kartlardandı ve bulunduğu zaman 200 kart ile ancak değiş tokuş yapılabilirdi. Turbo Sakızından çıkan ve hayatımızda ancak hayal edebileceğimiz arabalar ise şimdilerde demode oldular.
Sonra okullu olduk. Erkendi benim için çünkü 5 yaşındaydım. Cüsse olarak 2. sınıf öğrencisi gibi gözüktüğümden pek zorluk çekmedim. Çantalarımı rahatlıkla taşıyabilirdim ama ananem benim yerime taşıdı. Alfabeyi öğrenince âAli gelâ fişi ile işi derinleştirmeye başladık. Ali geldi, topu attı, kitap da okudu ve sonunda Cin Ali oldu. İlk defa Cin Ali olarak gördük Oânu. Çok zayıf, her zaman güler yüzlü, çalışkan, oyun oynamayı seven ve hiç büyümeyen bir çocuktu. Çok sevdik Cin Ali kitaplarımızı, muhafaza ettik.
Okuldan çıkınca ufak, tefek mavi önlük giyen adamdan tornavida ile sarılan macundan aldık, birsürü çivi saplayarak yaptığı tahta sopasından da leblebi tozu, pamuk şeker ve damağımıza yapıştırınca kuş gibi ötebildiğimiz röntgen filminden kesilmiş ve metal bir çerçeveye sarılmış aparatlardan aldık. Sonra işi büyüttü, bir havalı silah ile okulun önüne geldi ve bagajı açtı. Bir çark çıktı içinden ve vurabildiğimiz kısımdaki hediyeyi kazandık. Hiç vuramadım. Kesin namlu yamuktu.
Sınıf atladıkça Cin Aliâler unutuldu, onların yerini rengarenk ünite dergilerimiz aldı. Ünite dergimiz dağıtılır dağıtılmaz arka kapağındaki Ümitâin serüvenini beraber okumak için anneanneme koştum. Sınıfları atlamaya devam ettim ve çantam da gittikçe ağırlaştı. Artık esaslı kitapların sahibi oluyordum.
İlkokulum boyunca 236 numaramla F şubemde 3 farklı öğretmenle okudum. Anneannem hepsi ile arkadaş oldu ben de çok sevildim. Bana hiç torpil yapılmadı ve bütün karnelerimde iyi, orta ve geçer notlarım pekiyiâlerimden fazla oldu. Dersler bir yana, temizlik, tertip düzen, arkadaşlarıyla geçinme, öğretmenlerine karşı saygı hanelerimde bile geçer notlarım vardı.
Misket oynamak çok moda oldu. Cam ve seramik misketlerimiz kemerimize taktığımız naylon torbanın içinde sallanır, âBaşlıkâ, âGondolâ, âBeyaz Seramikâ ve âMorâ misketlerimizi ise özen ile cebimizde muhafaza ederdik. Müselles ve tumba oynadık, biraz da çukur. Tumbada iyiydim. Dayımın işaret ve baş parmağı arasına sıkıştırarak attığı misket ile diğer misketi kırabilmesi hakkında her zaman övündüm. Torbalar dolusu misketim oldu, yıllar geçti akvaryumun dibinde bir avuç kaldı, daha da sonra anneannemin düğme kutusunun içinde sadece bir tane.
Süt şişelerinin depozitoları iyi para ediyordu. 5 adet bakkala götürürsem 1 adet âAdisababaâ ya da 1 adet âFrigoâ alabilecek parayı kazanıyordum. Süt şişelerini o kadar çok bakkala götürdüm ki bakkal artık şişeleri saymadan para vermeye başladı ben de şişe götürmeden para almaya. Sonunda yakalandım ve bankerlik hayatım bitti.
Sonra bisiklet modasını yaşlarımız aynı olan arkadaşlarımız başlattı. Çoğunun kısa sürede bisikleti oldu ama benimki gecikti. Öğrenmek için komşu kızı Zeynepâin Hüdaverdi marka bisikletini bodrumdan çalıp pratik yaptım. Öğrendim. BMX çok moda idi, hep istedim. Arkadaşıma Türk malı bir BMX alındı. Diğerinde de orijinal bir BMX vardı. Türk Malı ile dalga geçtik, diğerini yücelttik. Sinirlenince Türk malı BMXâini duvarın tepesinden arka bahçenin betonuna fırlattı ve kırdı. Ertesi gün aynı Türk malı BMXâden bana alındı. Ben bisikletimi sevdim, arkadaşım sinirlendi çünkü kendinin bisikleti iki büklümdü. Dağ bisikletleri ile vitesli yarış bisikletleri moda olana kadar âSlaytâ attıra attıra bindim bisikletime.
Sonra âKülahâ, âTüfTüfâ ya da âBoruâ dediğimiz akım başladı. En güzel külahlar kuşe kağıttan mı normal hamur kağıttan mı oluyor diye tartıştık. Gazete kağıdından olmadığında hemfikirdik. 5 cmâe 15 cm lik kağıtları bütün gece hazırladık. Bir lastik ile tutturduk. Bütün gece yapabildiğimiz kadar da külah hazırladık. Aralarına kibrit kutusu ve kaset kapağı koyarak bantlar ile borularımızı birleştirerek seri ateş edebilen yarı otomatik borular yaptık. 2 liden tutun da 10 luya kadar silahımız vardı. Külahlar haz vermeyince uçlarına iğneler takarak külah yaptık, hedefler haz vermeyince açık camlı arabalara hedef aldık. Dayak da yedik EGO otobüsünün şöföründen. En güzel külahı dayım yaptı en güzel de o üfledi, Gurur duydum.
Kar yağınca en sevmediğimiz dik yokuşumuz en sevdiğimiz oyun alanımız oldu. Tuz kamyonunun bile geçemeyeceği dik yokuş ve sonundaki kaldırımın ardından başlayan apartman temeli kazı çalışması. Büyük sini tepsimiz en güzel kızağımızdı. Sonra biraz daha profesyonel tahta kızağımız babam tarafından yapıldı. Buzda kaymak için özellikle sakladığımız altı düzleşmiş plastik spor ayakkabılarımız vardı. En havalı kızak takımı yine dayım ve tayfası oldu. Apartmanın upuzun tahta merdiveninin basamaklarına sıralanıp kaydılar. Gurur duydum.
Bu yolculuğum gençliğimin başlangıcında son buldu. Tümünde yanımda olan anneannem, dedem, annem, babam ve teyzem ile çoğunu birlikte yaşadığım kardeşimi çok sevdim.
Anlatamadığım, unuttuğum kim bilir neler var.
İlker (MeatBall)
|
31 dakika 16 saniye önce
35 dakika 38 saniye önce
3 saat 42 dakika önce
8 saat 39 dakika önce
17 saat 16 dakika önce
22 saat 1 dakika önce
22 saat 4 dakika önce
22 saat 5 dakika önce
22 saat 14 dakika önce
22 saat 19 dakika önce