Birgün Yavuz Selim Han, sırdaşı Hasan Can'ı, huzuruna çağırttı. Sohbet esnasında ona:
-Anlat bakayım Hasan, bu gece nasıl bir rü'ya gördün? diye sordu.
Hasan Can, anlatmağa değer bir rü'ya görmediğini söyleyince Yavuz:
-İnsan bütün bir gece uyur da hiç rü'ya görmez mi? Herhalde bir rü'ya görmüşsündür.. diye ısrar etti.
Bir şey hatırlamayan Hasan Can mahcub oldu. Daha sonra bir vesile ile rü'yayı Kapıağası Hasan Ağa'nın gördüğünü öğrendi ve kendisine anlattırdı. Ağa şöyle dedi:
-Bu gece Harem dairesi nur yüzlü kimselerle doldu. Sultanın kapısı önünde de ellerinde birer sancak bulunan dört kişi duruyordu. En öndeki zatın elinde Sultanımız'ın sancağı vardı.O zat bana dedi ki:
-Biz neye geldik, bilir misin?
Ben de:
-Buyrun! dedim.
Bunun üzerine:
-Şu gördüğün mübarek kişiler, Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz'in ashabıdır. Hepimizi Rasul-i Ekrem Efendimiz gönderip Sultan Selim Han'a selam söyledi ve buyurdu ki:' Harameyn'in (Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere'nin) hizmeti kendisine verildi, kalkıp gelsin!...'
Bu gördüğün dört kimsenin birisi Ebu Bekr-i Sıddık, diğeri Ömeru'l-Faruk, bir diğeri de Osman-ı Zinnureyn'dir. Ben de, Ali bin Ebi Talib'im. Bunu var Sultan Selim Han'a müjdele!... dedi ve aniden gaip oldular.
Hasan Can, Hasan Ağa'nın rü'yasını Sultan'a aynen nakleti. Padişahın mübarek yüzü kızardı ve gözlerinden sevinç yaşları boşanarak:
-Ey Hasan Can! Sana demez miyiz ki, biz, bir tarafa me'mur olunmadıkça hareket etmeyiz. Ecdadımızdan her biri evliyalıktan nasibini almışlardır. Her birinin nice kerametleri vardır... dedi.
Meğer ki Sultan da, o gece aynı rü'yayı görmüş!
Manevi iÅŸaretlerle takviye edilen Yavuz:
-Hasan Ağa da divanda bulunsun! Tez Mısır seferi hazırlıklarına başansın! dedi ve 1516'da Mısır seferine çıktı.
Yavuz, Mısır Memlükleri'nden, daha önce İran'a yardım etmeyeceklerine dair ahid almıştı. Onlar, bu ahdi nakzettiklerinden üzerlerine yürüdü. Memlük ordusu ile Mercidabık Ovası'nda karşılaştı. Onları, kesin bir şekilde mağlub etti.
Ancak, bu zaferin ikmali için Mısır'a ulaşması stratejik bir zaruretti. Bunun içinse korkunç Sİna Çölü'nü geçmek gerekiyordu. O,bu güç işi, hiçbir zaiyat vermeden, herhangi bir ikmal güçlüğü çekmeden onüç günde başardı. Büyük bir askeri deha sayılan Napolyon bile, Yavuz'dan üçyüz yıl sonra bu işi başaramamış ve Fransız askerleri susuzluktan çıldırarak birbirlerini vurmuşlardır. Birinci Cihan Harbi'nde, yeni yeni tekniğin verdiği imkanlarla bile çölün ancak onbir günde geçilebilmiş olması düşünülürse, Yavuz'un yaptığı işin azameti daha iyi anlaşılır.
Paşalar ve askerde bu çölün nasıl geçilebileceğine dair büyük tereddütler vardı. Bu amansız çöl, sanki gündüz cehennem; gece ise, bir buz diyarı idi. Artı 50 ile, eksi 20 arasında değişen bir iklime sahipti. O sanki kumdan bir denizdi.
Lakin Yavuz'un azmi ve kat'i kararı ile çöle girildi. Bir müddet sonra Yavuz, atından indi, yürümeye başladı. Askeri erkan, hayret ve dehşet içinde idi. 'Atlarının bile kanının kaynadığı, zor yürüdüğü bu çölde Sultan, niye atından indi, yürümeye başladı?' diye fısıltılar başladı.
Bu dehşet içinde askeri erkan da, atlarından inip yürümeye başladı. Paşalar, Yavuz Han'ın can-ciğer arkadaşı Hasan Can'a:
-Ne olur Hünkar'a sor. Bu acep ne işdir? dediler.
Hasan Can, Yavuz'a merakla, bu halin neyin nesi olduÄŸnu sorunca, Yavuz:
-Hasan görmüyor usun; önümüzde Allah(c.c.)'ın Rasulü Fahr-i Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz yürüyor?!. O Alemler Sultanı yaya yürürken biz nasıl at üzerinde olabiliriz?.. dedi.
İşte bu büyük muhabbet ve hürmetin bereketidir ki, Yavuz ve ordusu, girmiş oldukları korkunç Sina Çölü'nü, bir bulutun altında, Allah(c.c.) Rasulü -sallallahü aleyhi ve sellem-'in rühaniyetleri ile onüç günde geçtiler. Mısır'ı fethettiler.
Yavuz, 22 Ocak 1517'de Memlükleri, Ridaniye'de tekrar mağlub etti ve bu suretle Mısır kat'i olarak fethedilmiş oldu.
Koca Sultan, Memlük sultanının cenazesini bizzat omuzlarında taşımak faziletini gösterdi.
dilenciden bır not:sina çölünu geceerken ılk defa tarıhte o çöle yagmur yagmıstır ve bu sayede akrepler colun dıbıne kacmıs ve askerlerımız sehıt olmamıstır.yagmurun yagıdıgı arıstırmalar sonucundada dogrulugu kanıtlanmıstr..sına colu su ankı ımkanlarla tanklarla 14 gunde gecılrken YAVUZ SULTAN SELİM 11 gunde gecmıstr...
Yorumlar
çok gurur verici bi olay..
çok gurur verici bi olay.. işte bizim atalarımız ne kadar gurur duysak azdır.. Cenab_ı Hak onlara layık birer nesil olmayı nasibeder inşallah..
allah razı olsun
çok etkilendim okurken.. biliodum bu hikayeyi ama şu tanklarla geçme meselesi tüğlerimi diken diken etti.
..
bu gerçeği ilk defa
bu gerçeği ilk defa yedikıta dergisinde okumuş gözyaşlarıma hakim olamamıştım...
çokkk teşekkürler dilenci....