 |
 Dikkat Eksiklimi Sendromu (Hipcraktivitc)
Bu sendrom, son 25-30 yıldır en önemli çocukluk dönemi problemlerin¬den biri olan, nörobiyolojik bir bozukluktur. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların %30funun sorunu konsantre olamamaktır. Bunlarda hiperaktivite sorunu yoktur. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların % 70'i ise hiperaktif, tuhaf davranan, organize olamayan, başladıktan işleri bi¬tirmekte zorlanan, okulda başarılı olamayan çocuklardır. Çok konuşur, baş¬kalarının sözünü keser,- rahatsız edici bir şekilde sürekli koşar, tırmanır,- sü¬rekli kıpırdanır ve devamlı ayaklarını sallarlar. Düşünmeden tehlikeye atı¬labilirler. Dikkat Eksikliği Sendromu, erkek çocuklarda kız çocuklara oran¬la 3 kat daha fazla görülür. İstatistiklere göre, hiperaktif çocukların %70'i depresyonla ve korkularla yaşamaktadır.
Anne-babalar çocuklarda hiperaktivite belirtilerini üstün zekalı olma, diğer çocuklara benzememe, şımarıklık veya terbiyesizlik gibi, birbirinden farklı şekillerde yorumlarlar. Derslerde zorlanmalarını ise çok özel yetenek¬lere sahip olma, tembellik veya huysuzluk olarak görürler. Yorumlama şekil¬lerine göre çocuklarıyla ya övünür ya da onlardan şikayet edip sürekli ceza¬lar verirler. Anne-babalann bu çocuklarla sağlıklı bir ilişki kurabilmeleri ve onlarla yakınlaşmaları çok zordur. Çünkü çocuklar, anne-babalarının bilgi¬sizliği veya zulmü yüzünden bu karmaşık nörolojik duruma düştüğünü batı-nen bilirler. Bu durumda anne, baba ve çocuğun, günlük hayatlarında radi¬kal değişim sağlayacak bir tedaviye hep birlikte başlaması gerekir.
1987'de Amerika'da yapılan Pediatrik Nöroloji ve Psikiyatri Sempozyu¬munda "Dikkat Eksikliği Sendromu beynin kimyasal metabolizmalanndaki bozukluklardan kaynaklanabilir"kararı çıkmış,- dikkat arttırma ve davranış¬ları kontrol etmeye yönelik ilaç tedavisinde Ritalin, Methylphenidat ve Dextroamfetamin gibi stimülanların kullanılması önerilmiştir. Tedavide ba¬şarılı ve güvenilir olduğu, çocuklarda bağımlılık yapmadığı ve yan etkileri az olduğu için bu stimülanların tercih edildiği açıklanmıştır. Ancak durum tam tersidir.
Türkiye'de stimüîan olarak en çok kullanılan Riıalin'in yan etkileri:
Hemen ya da birkaç hafta içinde çıkan yan etkiler: Göğüs ve karın ağ¬rıları, ciltte kızarıklık, ateş, anjin, mide bulantısı, baş dönmesi, kalp atışla¬rının hızlanması, aşırı tepkisellik, ağlama krizleri, uykusuzluk, sinirlilik, ki¬şilik değişimi, garip dil ve yüz hareketleri, depresyon, intihara eğilim, pa¬ranoya, halüsinasyon, çeşitli davranış bozuklukları, toksik psikoz, hatta Tü¬ret Sendromu yani tikler ve istem dişi küfürlü konuşmalar. Ritalin çocuklar¬da boy ve kilo gelişimini engeller ve bağışıklık sistemine zarar verir. Ayrı¬ca güçlü bir bağımlılık oluşturur.
Narkotik şube köpeklerinin bile kokain ile ritalini birbirinden ayırt ede¬mediği 1995 yılına kadar anlaşılamamıştır. 1995'e kadar sadece Amerika'da yaklaşık 5 milyon öğrenci Ritalin kullanmış, bunların büyük kısmı daha sonra kokaine bağımlı hale gelmiştir. Bugün dünyada milyonlarca çocuk senelerce, hatta bazıları ömür boyu Ritalin kullanmaktadır.
Hiperaktif ve konsantrasyon bozukluğu çeken çocuklarda kullanılan Ri-talin'in kokain etkisi yaptığı Hollanda'da da tesbit edilmiştir. Ritalin artık ortaokul ve lise öğrencileri arasında uyuşturucu olarak kullanılmaya başlan¬mış, Hollandalı uzmanların açıklamalarına göre, Ritalin satışı geçen yıl %60'ın üzerinde artış göstermiştir.
Amerikalı araştırmacılar hiperaktif çocukları 8 yıl boyunca takip etmiş, bunlardan %80'ine Ritalin verilmiş, % 20'sine hiçbir ilaç verilmemiştir. 8 yıl sonra Ritalin kullananların %60'ında Conduct Disorder (cinayete eğilim) ve Opposition Defiant Disorder (şiddete eğilim) oluşmuştur. Bunların için¬den ikisi hiperaktiviteden daha ağır durumdadır. Ritalin kullananların %40'ında ve Ritalin kullanmayanların % 20'sinde herhangi bir değişim gözlenmemiştir.
Dikkat Eksiklimi Sendromunda beynin kimyasal metabolizmasını bo¬zan tahmini sebepler:
Katkı maddesi içeren ürünlerin tüketilmesi: 1973 yılında Amerikalı bi¬lim adamı B.F Freinhold sadece, sentetik renklendirici ve aromanın kulla¬nıldığı ürünlerin tüketimini yasaklayarak hiperaktif çocukları iyileştirmiştir. ("Katkı maddeleri", 'Aromalar" ve "İlaçlar" bölümlerine bakınız.)
Synpitan (Sentetik oksitosin, suni sancı) kullanılması: Synpitan halk arasında suni sancı olarak bilinir. Sentetik oksitosinin yapısı vücutta suyun
tutulmasına neden olan antidiüretik hormon ile benzerlik gösterir. Bu ne¬denle oksitosin hem annenin hem de bebeğin vücudunda suyun tutulması¬na neden olur. Şiddetli su tutulması bilinç bulanıklığına, istemsiz kasılma¬lara, nöbetlere, kalp yetmezliğine, komaya ve hatta ölüme neden olabilir.
Bebeğin beyin dokularında su toplanması ve beyinde ödem oluşması oksi-tosinin etkisiyledir. Suni sancı ile doğan bebeğin beyni farklı derecelerde hasara uğrayabilir. Bu hasar, bebeğin huzursuzluğuna, sık sık ateşlenmesi¬ne, havaleye ve hiperaktiviteye sebep olur.
En büyük hasan ise suni sancı verildikten sonra sezaryene alınan kadın¬ların ve bebeklerinin beyni görür. Bu durumda sentetik oksitosin ile genel anestezi için kullanılan analjezik birbirinin zararını arttıracaktır. Bunların etkisi ile oluşan beyin hasarı hiperaktivite, otizm, epilepsi gibi nörolojik veya şizofreni gibi ruhsal hastalıklara neden olur. Anneler de zamanla ha¬fıza kaybına ve ruhsal hastalıklara maruz kalırlar. Bu sebeple psikolog ve psikiyatristlerin muayenehanelerinde genellikle sezaryenli kadın ve çocuk¬lara rastlanır. Çünkü, resmi açıklamalara göre, Türkiye'de her iki doğum¬dan biri sezaryenle gerçekleşmektedir. Ancak gerçekte bu oranın daha da 279 yüksek olduğu bilinen bir gerçektir. Suni sancı ise hemen hemen her do¬ğumda kullanılmaktadır.
Kurşun zehirlenmesi: Hafızayı etkilediği gibi dikkat toplayamama, mantık yürütmede ve öğrenme kabiliyetinde kayıplara neden olur. Kurşun, genellikle kemiklerde toplanır. Yetişiklinlerde kemik yapısının metaboliz¬ması çok aktif değilken çocuklarda bu gelişim oldukça aktiftir ve kemikle¬re nüfuz eden kurşun tüm organizmaya dağılır ve özellikle sezaryenle ve erken doğmuş çocukların beyninlerinde toplanır. ("Kısırlık" ve "Sezaryenle doğum" bölümlerine" bakınız.)
Demir eksikliği veya fazlalığı: Demir eksikliği ise yorgunluk ve halsizli¬ğe, dikkat dağınıklığına ve farkındalığın azalmasına neden olur. Tersine de¬mir oranının yüksek olması ise agresif davranışlara, ani ve sert tepkilere ve hiperaktiviteye neden olabilmektedir.
Zaruri yağ asitlerinin yetersizliği: Hiperaktivite belirtileri, zaruri yağ asitlerinin yetersiz olduğu durumlarda ortaya çıkan belirtiler ile bir çok benzerlik taşır. Beynimizin yaklaşık %60'ı yağ asitlerinden oluşur. Bunun yarısı doymamış yağ asitleridir. Bu dururnda yağların kalitesinin ne kadar önemli,- yağ çözücü, kireç çözücü ve deterjanların kullanılmasının ne kadar
zararlı olduğunu düşünmek gerekir. ("Yağlar" ve "Genel tavsiyeler" bölümü¬ne bakınız.)
Havale geçiren çocuklarda Antiepileptik ilaçların kullanılması: Havale profilaksisinde kullanılan Antiepileptik ilaçlar, hiperaktivite ve davranış de¬ğişiklikleri, öğrenme güçlüğü ve entellektüel kayba neden olabilir. ("Febril Konvülziyonlar" bölümüne bakınız.)
Sendromlu çocukların anne-babalarında davranış bozukluğu, depresyon ve madde kullanımı gibi psikiyatrik sorunların sık görüldüğü tespit edilmiş¬tir.
Fazla televizyon seyretme ve bilgisayar oyunu oynama: Bunlar çocukla¬rın beden ve ruh sağlığını olumsuz etkiler. Baş ağrısı, uyku bozukluğu, içe kapanıklık, sosyal gelişim ve dil gelişiminde gerilik, saldırganlık, okuma alışkanlığının ve fiziki aktivitenin azalması bilgisayar ve televizyonun ne¬den olduğu sorunlardandır. Televizyon ve oyunlarda geçen hızlı görüntü¬ler beyne bir takım resimler, sesler ve objeler yerleştirerek programlar yük¬ler, böylece çocukların beyni ve davranışları yönlendirilebilir. 280
Uyan: Televizyon bulunan odada uyuyan bir yetişkin veya çocuğun
beyni de aynı tehlike altındadır.
Tedavi
Hiperaktivite tedavisinde doğal beslenme, açlıklar, hacamatlar ve ya¬bancı dil öğrenme büyük önem taşır.
• 3 günlük açlıklar 7 gün ara ile 14 defa yapılır.
• 1. açlığın ilk günü kafa hacamatı yaptırılır.
• 1. açlıktan sonraki sabah bel ve kuyruk sokumu hacamatı yaptırılır.
• Bir gün sonra acı kavun suyunun suyla veya sütle yarı yarıya karışımı avuç içine dökülür,- başı öne doğru eğik tutarak, genize kadar bir defa çekilir. 3-4 saniye bekledikten sonra dışarı akıtılır. 1-4 saat sonra hap¬şırma ve şiddetli bir şekilde burun akıntısı başlar ve 1-3 gün sürebilir. Acı kavun kullanımı için "ilaçlar" bölümüne bakınız.
• 2. açlıktan sonra kafaya 5-7 tane sülük konur ve sülükler düştükten son-
ra tuttukları noktalar vakumlanır. (İki çukura vakum yapılmaz: bıngıl¬dak ve ense çukuruna).
• 3. açlıktan sonra: kürek kemikleri arasına hacamat yaptırılır.
• 4. açlıktan sonra: Kafa hacamatı tekrarlanır.
• Kafa, kürek kemikleri arası ve kuyruk sokumu hacamatları; gaz ve kö¬pük bitene kadar 3 ayda bir tekrarlanır.
• 6. ve 7. açlıklardan sonra: 100 gr. taze sıkılmış ve süzülmüş acı kavun yaprağı suyu + 400 gr. süzülmüş papatya çay karışımı ile lavman yapı¬lır.
• 10. açlıktan sonra: Bir gün meyve suyu içilir ve saat 19.00'da karaciğer temizlemesi yapılır. ("Karaciğer temizlemesi" bölümüne bakınız.)
• Bundan sonra hicrî takvimin 13, 14, 15. günleri açlık yapılır. Bu günler, tedavide etkili günlerdir.
• 40 gün boyunca hergün kafa derisine zeytinyağı veya çöreotu yağı ye¬dirilerek sürülür. Kullanılan yağa bir damla doğal gül yağı eklenirse daha faydalı olur. 281
• Her gün, sabah-akşam buruna enfiye çekilir. Veya kulak çubuğu enfi¬ye tozuna batırılarak burun içine sürülür.
• Her akşam 5-6 damla ılık çöreotu yağı bir hafta boyunca kulağa dam¬latılır.
Veya
• Acı kavun yapraklarının suyu veya 1/3 acı kavun meyvesi suyu 2/3 suy-
la karıştırılıp süzülerek kulağa 1-2 damla damlatılır. Tatlı badem yağı ile dönüşümlü olarak kullanılır. Bu işlem beyin metabolizmasında olu¬şan kalıntıların kulak yoluyla atılmasını kolaylaştırır.
• Doğala özdeş aromalar ve başka katkı maddesi içeren ürünler, hazır yi¬yecekler ve içecekler, deterjanlar, yumuşatıcılar, makyaj ve vücut ba¬kım ürünlerinin kesinlikle kullanılmaması gerekir.
• Haftada 1-2 defa evde ve çocukların odasında üzerlik otu tütsüsü yapı¬lır.
• Kur'an-ı Kerim okumak ve ayetleri Arapça yazmak beyinde oluşan za¬rarlı programları siler. Çocuk uyuduğu zaman, televizyon, radyo, teyp
veya bilgisayarı kapatmak, çocuk uyurken yanında Kur'an-ı Kerim okumak çok iyi gelir. Fakat kaset veya CD'den değil canlı okumak ge¬rekir.
Aslında, hiperaktif çocuğun evinde televizyon olmamalıdır.
• Yabancı dil öğrenmek: Yeni öğrenilen yabancı dilde, beyinde oluşan
programın (bilgisayar virüsü gibi) ihtiva ettiği sözcükler bulunmaz ve
böylece güçlenme imkanı olmadığı için programlar zayıflayarak yok
olurlar.
Uyan: Yabancı dil, bilgisayar veya TV aracılığıyla değil öğretmenden direkt öğrenilmelidir.
• Çocukların yemeğinin sade, doğal ve taze olmasına dikkat edilmeli;
ağırlıklı olarak meyve, sebze, özellikle ısırgan, semizotu, kişniş, may¬
danoz, kereviz yaprağı gibi yeşil yapraklı sebze ve halis zeytinyağı ter¬
cih edilmelidir. Meyveyi sevmiyorlarsa, meyve yemeyi kabul edene
kadar hiçbir şey vermemelidir. Yiyecekleri masada bırakmadan, dolap-
282 ta saklamak ve ölçülü vermek gerekir.
• Kan temizleyici bitkiler, uzunca bir süre, zaman zaman ara vererek ve
değiştirerek çay olarak kullanılır: Böğürtlen yaprağı, papatya, ısırgano-
tu, hindiba, civanperçemi.
Çok kuvvetli bir kan temizleyici ilaç:
T 1 çorba kaşığı civanperçemi + 1 çorba kaşığı çörekotu öğütülüp elek¬ten geçirilir ve şekil vermek için gerekli miktarda doğal balla yoğrulur. Bu karışımdan nohut büyüklüğünde haplar yapılır, 3 eşit gruba ayrılır ve her seferinde bir grubu alınarak akşama kadar bitirilir. Aynı işleme 3 gün süresince devam edilir. Bu kısa kürler l'er hafta ara ile 5 -10 de¬fa tekrarlanır.
Otizm
Otizm, çocuklarda 3 yaşından önce ortaya çıkan ve ömür boyu süren beyinsel bir rahatsızlıktır. Bu çocuklarda dil yavaş gelişir veya hiç ilerle¬mez. Konuşma gelişse bile tuhaf bir şekilde konuşurlar, "ben" yerine, "sen" veya "o" derler. Otistik çocuklar başkasının gözlerine bakamaz, kucağa alı-
nınca huzursuz olurlar. İnsanların duygularını anlamakta zorluk çekerler. Hiperaktivite veya aşırı pasiflik yaşarlar. Kendilerine ait bir dünyada yaşı¬yor gibi, çağrıldıklarında tepki vermez, konuşurken dinlemez gibi görünür¬ler, uzun süre boş bakışlarla oturabilirler. Bir çok otistik çocukta 2-5 yaşğ arasında belirginleşen öfke nöbetleri kendini yere atma, tekmeleme, tepin¬me, ısırma, kendi saçlarını çekme, başını duvara vurma, ellerini ısırma, yü¬zünü tırmalama ve kanatma, şiddetli ağlama, tuhaf bir şekilde şiddetli ba¬ğırma, evdeki eşyalara zarar verme şeklinde kendini gösterebilir.
Otizm, zeka geriliği, öğrenme güçlüğü, epilepsi ve diğer bozukluklarla birlikte ortaya çıkabilir. Otistik kişilerde genellikle zeka geriliği görülür. Ancak yaklaşık %20'si normal veya üstün zekaya sahiptir. Resim, müzik, matematik ve diğer bazı alanlarda da çok başarılı olabilirler.
İleri yaşlarda çoğu otistik kişilerde şizofreni ve %25-30 epilepsi görülür. Otizm, bütün dünyada yaygındır. Her beş otistikten dördü erkektir. Ame¬rika'da her 120-150 çocuktan biri otistiktir. Türkiye'de ise yaklaşık 100.000 otistik insan olduğu tahmin ediliyor.
Otizmin Sebepleri:
Bu hastalık 1943 yılına kadar tam olarak bilinmemekteydi. Timerosal, 1920'li yıllarda piyasaya çıkmış ve ilk olarak 1931 yılında çocuk aşılarında kullanılmıştır. Bundan birkaç ay sonra doğan 11 çocukta bu hastalığın ilk belirtileri kayda geçirilmiştir. 40'lı yıllardan itibaren aşılarda yoğun bir şe¬kilde kullanılmaya başlanan Timerosal, Türkiye'de hâlâ kullanılmaktadır.
Timerosal: Aşılarda kullanılan bir koruyucudur, mikropların çoğalması¬nı engeller. Timerosalin % 49.6'sı civadır,- metabolize olduğunda etilciva ve tiyosalisilata dönüşür. Mikropları tahrip eden esas etken etilcivadır. Akut civa zehirlenmesi ölüme yol açarken kronik civa zehirlenmesi kalp hastalı¬ğı, otizm, konuşma bozukluğu, hiperaktivite, havale gibi çok sayıda ciddi hastalığa neden olur. Kronik civa zehirlenmesinde görülen duyusal, nöro¬lojik, motor, davranış ve biyokimyasal bozuklukların aynısı otizmde de gö¬rülmektedir. Civa bileşiklerinin yağda erime özellikleri fazladır. Beyin ve sinir sistemi hücrelerinin büyük bir bölümü yağdan oluştuğu için civadan en büyük zararı bu hücreler görür. Civa özellikle hücre zarı yapısındaki proteinlere bağlanarak hücre zarlarını zedeler, işlevlerini bozar. Akıcılığı kaybolan hücre zarı sertleşerek hücrenin çabuk yaşlanmasına neden olur.
Toksik civa konusunda dünyaca tanınmış uzman Dr. Boyd Haley diyor ki: "Timerosal bir hayvana enjekte edildiğinde o hayvanın beyni zarar gö¬rür, canlı bir dokuya enjekte edildiği taktirde o dokunun hücreleri ölür. Bu tahribatı bile bile, oluşabilecek zararları göze alarak timerosal içerikli aşıla¬rı yeni doğmuş bebeklere uygulayabilen birilerinin hâlâ var olduğuna inan¬mak güçdür."
Avusturya, Japonya, ingiltere ve tüm İskandiav ülkeleri Timerosal içe¬ren aşıların üretimini yasaklamış, bu yasaklamadan sonra otizm vakaları hızla azalmaya başlamıştır. Ayrıca bir çok ülke de yeni doğmuş veya anne sütü ile beslenen bebeklere verem gibi canlı aşıları uygulamaktan vazgeç¬miş durumdadır.
7 Temmuz 1999'da Amerikan Pediatri Kurumu (AAP) ile Amerika Bir¬leşik Devletleri Halk Sağlığı Servisi (PHS) ortak bir toplantı yaparak Ti-merosalin aşılardan çıkartılmasına karar vermiş, bu tarihten itibaren ABD'de civa kademeli olarak aşılardan çıkartılmıştır. Daha önce üretilen ci-284 vağ aS' 'se Türkiye'ye ve bu konulardaki gelişmeleri takip etmeyen diğer ül¬kelere gönderilmiştir. Otizm bulguları, aşı yapıldıktan birkaç yıl sonra, ge¬nellikle 3-5 yaşlarında ortaya çıktığı için sonuçlar 2003'ten sonra alınabil¬miştir. Nitekim Journal of American Physicians and Surgeons'ın 2006 Mart sayısında yayınlanan araştırmaya göre ABD tarihinde ilk defa otizm gerile¬meye başlamıştır. Resmi halk sağlığı verilerini irdeleyen bu çalışmaya göre California'da 1995 yılında 120 civarında olan 'yeni teşhis edilen otistik ço¬cuk sayısı 2000'de 600'e, 2003 yılında 800'e fırlamıştır. 2006'nın başında vaka sayısı 1000'in üzerinde beklenirken aşının yasaklanması etkisini göstermiş, 620'ye inmiştir. Yani reel olarak %22, beklenilen sayıya göre ise %40 kadar azalmıştır. Aynı yıllarda Türkiye'de yeni teşhis edilen otistik ço¬cuk sayısı ise doğal olarak, fırlamıştır. Ancak bu konuda Türkiye'de hiçbir araştırma yapılmamıştır.
Grip ve Hepatit B aşılarının çoğu hâlâ timerosal (cıva) içermekte, bu aşılar hamilelere, doğum sırasında bebeklere ve 6 ay ile 5 yaş arası çocuk¬lara önerilmekte ve sağlık kurumlarında rutin olarak uygulanmaktadır. Şu¬nu da hatırlatalım, civa tuzu (timerosal) civanın kendisinden çok daha teh¬likelidir. ("Çocuk Hastalıkları" bölümü "Aşılar" konusuna bakınız.)
Otizmin diğer sepepleri için "FK, Havale" konusuna bakınız.
Tedavi
Otizm tedavisi hiperaktivite tedavisi ile aynıdır.
Bu tedaviyi 3 yıl üstüste yılda bir defa tekrarlamak gerekir. Ancak 2. ve 3. yıl uygulanan tedavi sırasında ilkbahar ve sonbaharda birer defa sülük te¬davisi, yazın ve kışın birer defa kafa ve kuyruk sokumu hacamatı yapılır
Faruk, 8 yaş, 2. sınıf öğrencisi, İstanbul
Faruk 31.8.1998'de sezaryenle doğmuştu. 3,5 ay anne sütü emdi.
Sonra hazır mama, pirinç unundan yapılan muhallebi ve meyve
sularına başlandı. Rahatsızlığı, sık ateşlenme, huysuzluk, huzur¬
suzluk, yürüyememe, çok su içme, gece uyuyamama, uyuşa bile,
sık sık bağırarak uyanma şeklinde artmaya başladı. Ateşlenince
çeşitli antibiyotikler denendi, hiçbir netice alınamadı, iki yaşını
doldurmadan alerji teşhisi kondu. 2, S yaşındaydı ve yürüyemiyor¬
du, oturamıyordu, eklemleri hiç bükülmüyordu. Konuşamıyordu 285
sadece garip sesler çıkartıyordu. Kendi başına yemek yiyemiyor-
du. Ateşlenmeleri ise devam ediyordu. "Şifa bulması ne kadar za¬
man alacak" diye doktora sorulduğunda muğlak cevaplar verili¬
yordu. Üst ön dişlerden 4 tanesinde diğer dişlerinden farklı olarak
kahve rengi lekeler vardı. Diş minesi saydam değil, pütürlüydü
(Bu belirtiler ağır beyin zehirlenmesinin işaretidir. A. Salih).
Aydın Hanımın tedavisine başladıktan î ay sonra oturmaya, son¬ra yürümeye, 1 yıl sonra konuşmaya başladı. Tedavinin ilk ayla¬rında ateşleniyor ve ateşlenince kusuyordu. Kusma ile siyah bal¬gamlar çıkarıyordu. Sık sık ishal oluyordu. Cildi soluktu, kanı çe¬kilmiş gibiydi. Ancak tedaviyle iyileştikten sonra yüzünün rengi normale döndü. Faruk 3,5 yaşındayken, annesi hamile kaldı. Ay¬dın Hanım'm doğuma hazırlık tedavisini uyguladıktan sonra nor¬mal doğum yaptı. Faruk, kardeşini çok seviyor ve onunla hep ilgi¬leniyordu. 5 yaşında yuvaya gitti. O zamanlar kısa cümleler kuru¬yordu. 6 yaşında güzel konuşmaya ve aynı yıl ana okuluna başla¬dı. Arkadaşlarını, öğretmenini ve öğrenmeyi çok seviyor. Kendi-
ne güveni yerine geldi. Şu anda Faruk, ingilizce eğitim veren ulus¬lararası bir okula gidiyor. 2. sınıf öğrencisi, çok sempatik, akıllı ve terbiyeli bir çocuk. Tenis oynuyor, at biniyor. Haftada 2 defa bas¬ketbol oynuyor.
30.4.2007 Annesinin günlüsünden alıntılar
/ Ocak 2001: Bugün tedaviye haftada bir 36 saatlik açlıklar yapa¬rak ve diyetle başladık. Çok su içiyor. Uykusundan sık sık bağıra¬rak uyanıyor. Kömür gibi siyah büyük abdest yapıyor, kusma ile balgam çıkartıyor, burnu yoğun olarak yeşil yeşil akıyor. Arka ar¬kaya 4-5 defa hapşmyor, uykuda terliyor, terleyince çok kızıyor ve bağırıyor. Üzerini değiştirip yüzünü soğuk suyla yıkayıp bur¬nunu temizlemeye çalışıyoruz. Rahatlıyor ve uyuyor.
Not: Dudakları bu ilk oruçtan sonra yarıldı ve 7-8 haftadır yarık duruyordu.
30 Nisan 2001: ikinci 3 günlük açlık. Açlıkta çok su içti ve fışkı¬rır gibi kustu. Balgam ve kahve telvesi gibi siyah koyu şeyler çı¬kardı. Bunun gibi kusması bu açlığa başlamadan 1 gün önce de ol¬muştu. O gün çocuk durmadan elini boğazına götürüyordu ve bo¬ğuluyor gibiydi. Sonra beyaz balgam yerine kahve telvesi gibi bir-şey kustu.
4. gün: Açlık bitince greyfurt suyu içtikten sonra akşama yakın simsiyah balgamlı, çok kötü kokulu büyük abdest yaptı.
Çok masumlaştı. Burnu koyu yeşil olarak akıyor, öksürüyor, son¬ra dolu dolu kusuyor. Pelte şeklinde yeşil balgam çıkarıyor.
5.gün-. Bugün de öksürüyor ve burnu akmaya devam ediyor. Çok sakin duruyor ve geceleri uyanmadan rahat uyuyor.
6. gün: Oksürdüğü zaman temiz temiz ses çıkarıyor. Burnu temiz¬lendi ve akmaz oldu. Bu arada yoğun balgam kusmaya devam edi¬yor.
7. gün: Sabah köyden İstanbul'a hareket ettik. Sabah 2 adet yu¬murta yedi, arabada uyudu sonra da pencereden bakmaya başladı. Hiç zorluk çıkarmadı.
Epilepsi (Sara)
İnsan beyninde milyarlarca hücre bulunur. Bedenin tüm faaliyetlerini bu hücreler yönetir. Hücreler arasında bir elektrik ağı mevcuttur ve birbirleri¬ne düşük düzeyde elektrik akımı ile sürekli sinyaller gönderirler. Sara has¬talığında hücrelerden bazıları anormal boyutta enerji akımı üretir ve çevre¬sindeki beyin bölgelerini etkileyerek, hastanın farklı tiplerde epilepsi nö¬beti geçirmesine yol açar.
Epilepsi nöbetleri çok farklı şekillerde ortaya çıkar: Bebeklerde görülen ateşli havaleden, kısa dalma nöbetleri ve kısa süreli bayılmalara,- hastanın bilincini kaybetmesinden ellerinde ve ayaklarında kasılmalar olmasına, ağızdan köpük gelmesi ve idrar kaçırmaya kadar farklı şekillerde klasik nö¬betler görülebilir.
Saraya yol açan bazı nedenler:
• Beynin doğuştan gelen yapısal özellikleri,-
• Beyinde büyüyen, damarları sıkıştırıp kan dolaşımını ve elektrik akımı- 287
nı bozan tümörler,-
• Beyin ameliyatları sonucu oluşan kan dolaşımı ve elektrik akımı bozuk-
lukları,-
• Beyin damarlarında yeterli kan gelmesini engelleyen bozulma ve daral-
ma,-
• Beslenme bozuklukları, hazımsızlık ve mide hastalıkları sebebiyle olu¬şan tıkanıklıklar ve çocuklukta bu sebepten geçirilen havaleler,-
• Safra kesesi, karaciğer, dalak, idrar yolları ve mide hastalıkları sara nö¬betlerinin tetikleyicisidir.
("Febril Konvülziyonlar, Havale" bölümüne bakınız.)
Tedavi:
Saranın genel tedavisi "Febril Kovülziyonlar, Havale" tedavisi gibidir. Sadece 3 günlük açlıklar bittikten 1 ay sonra 10 günlük açlık yapılır.
Sara tedavisinde ağızdan alınan bitkisel ilaçlar:
y Sinirliot: Her ilkbahar taze yaprakları yemeklere koyulur. Kışın 1 çay kaşığı ufalanmış kuru sinirliot 40 gün boyunca hergün suyla yutulur,-
r Beşparmakotu: Yaprakları ezilip her gün 1 çay kaşığı suyla veya bal şu-rubuyla birlikte 30 gün içilir,-
v Bostanbozan, gelinsaçı (Cuscuta epithimum): Günde 7-14 gram gelin-saçı otu, lavanta ve bal şurubu ile içilir.
$ Kişniş otu (tohumu da olabilir): Yemekle birlikte yenirse, hazım siste¬minde yemeklerin bozulmasıyla ortaya çıkan ve sara krizine neden olan toksinleri nötralize eder.
vğ Kantaron çiçeği: Taze öğütülmüş 6 gr. kantaron çiçeği nöbet öncesi bal şurubu ile içilirse, sara nöbetlerini önler. 3 ayda bir 2 haftalık kür¬ler halinde çayı demlenerek içilir. Kantaron çok kuvvetli olduğu için devamlı kullanılmaz.
ğ Günlük, propolis veya damla sakızı: Çignenirse beyinden toksinleri çekerek nöbetleri önler.
V Deniz soğanı, ada soğanı (Urgenia maritima): Bir adet deniz soğanı in¬
ce ince kesilir ve 500 gr. suyla kısık ateşte 3 dakika kaynatılır. Soğu¬
yunca süzülür ve günde 50 gr. yudum yudum içilir. Her 10 günde bir
yeni bir porisyon hazırlanarak 41 gün içmeye devam edilir.
Veya
vğ Dört adet deniz soğanı ince ince kesilir, bir litre doğal sirkede 21 gün bekletilip süzülür. 41 gün boyunca bu sirkeden günde 30-50 gr. içilir¬se sara hastalığına çok iyi gelir.
Burna çekilen ve içilen bitkisel ilaçlar
V Titrek kavak, ak kavak: Tohumları veya pamukçukları öğütülerek elek¬
ten geçirilir ve 30 gün boyunca buruna çekilir. Aynı zamanda her gün
1 kahve kaşığı suyla içilir. Ayrıca ağacın reçinesi suda eritilip veya ta¬
ze öğütülüp burna çekilebilir,-
® Kakule: ince ince öğütülüp elekten geçirilir ve burna çekilir,-
v3 Propolis + mayoran suyu: Propolis, mayoran suyu ile eritilip burna çe¬kilir,-
v3 Lübnan Sediri: Bir yılını doldurmamış taze reçine suda eritilerek bur¬na çekilir. Meyveleri veya yaprakları öğütülerek günde bir tatlı kaşığı yutulur,-
$ Hiltit (Ferula assa-foetida): Kuru reçinesi öğütülerek tozu burna çeki¬lir veya içilir, ya da eritip kafaya sürülür,-
vğ Sığır kuyruğu otu: Kökleri veya yaprağı sıkılarak burna çekilir ya da yaprakları toz haline getirilerek yutulur,-
v Mayoran: Suyu burna çekilir veya yaprakları toz haline getirilerek yu¬tulur,-
$ Ağaç mantan (Polyporus officialis): Taze mantarın suyu burna çekilir veya kurutulmuş mantar iki hafta boyunca her gün birer çay kaşığı sa¬bah akşam suyla yutulur. Beyaz ve kolay ufalanabilen mantar en iyisi-dir.
v Kırlangıç otu: Suyu buruna çekilirse veya burun içi ıslatılırsa, beyinde toplanan atıkların koyu bir akıntıyla akmasını sağlar. Ayda bir-iki de¬fa kullanılabilir.
Aşağıdaki acı kavun suyu tedavisi yılda bir defa yapılabilir.-
v* 1/2 acı kavun suyu + 1/2 su veya süt karışımı avuç içine dökülür ve ba- 289 şı öne doğru eğik tutarak, genize kadar bir defa çekilir. 3-4 saniye bek¬ledikten sonra bırakılır. 2-4 saat sonra hapşırma ve şiddetli bir şekilde burun akıntısı başlar. Akıntı 1 -2 gün sürebilir.
Bir hafta sonra:
vğ 1/2 acı kavun suyu, 1/2 zeytinyağı ile karıştırılır ve bademciklere sürü¬lür. Bu işlem sinüslerden ve beyinden iltihap ve balgamı söktürür. Ge¬niz akıntısını çoğaltarak beyni temizler.
Bir hafta sonra:
ğ Acı kavun yapraklarının suyu veya suyla yarıyarıya karıştırılmış acı ka¬vun suyu süzülerek kulaklara 1-2 damla damlatılır. Kulakları temizler, beyindeki toksik maddeleri kulağa veya kulak arkasına indirir. Bir hafta sonra:
vğ 2 çorba kaşığı öğütülmüş ısırganotu tohumu + 1 çorba kaşığı öğütül¬müş çemenotu (boy otu) tohumu + 3 çorba kaşığı yeni sıkılmış ve sü¬zülmüş acı kavun suyu veya 5 çorba kaşığı acı kavun yaprağı suyu + 200 gr. bal iyice karıştırılır ve günde 3 defa l'er tatlı kaşığı içilir. Mü-
kemmel bir şekilde balgamı söktürür,- akciğerleri, böbrekleri ve karaci¬ğeri temizler. Dünyada sara tedavisinde kullanılan hayvansal ilaçlar: P Kır kaplumbağasının ödü burna çekilir,-
P Yabani tavşan eti yenir,- kurutulmuş yabani tavşan işkembesi sirke ile içilir,- tavşan ödü burna çekilebilir (bilhassa kan grubu "B" olanlar için);
P Keklik ödü burna çekilir, kurutulmuş ve yeni öğütülmüş keklik karaci¬ğeri hergün bir tatlı kaşığı suyla yutulur,-
P Eşek karaciğeri ızgara yapılıp yenir (kan grubu "O" ve "B"olanlar) ve¬ya tırnakları yakılarak elde edilen külden sabah-akşam bir çay kaşığı yutulur, (kan grubu "A" ve "AB"),-
P Kurutulmuş deve beyni ezilerek sabah akşam l'er tatlı kaşığı suyla içi-lir,-
P Doğal peynir mayası (şirden) yani buzağı, kuzu, koyun, deve yavrula-
290 rının midelerinin iç doku tabakası kurutulur ve hergün taze dövülmüş
1 tatlı kaşığı şirden, suyla içilir.
Hulasa:
Beyin, kafa derisinin kaşıntısı ile,- sedef ve yara ile, hapşırma, gözyaşı, burun ve geniz akıntısı ile,- kulak akıntısı ve kulaklar arkasındaki yaralar va¬sıtasıyla temizlenir. Bu sebepten hapşırma ve burun akıntısını çoğaltan ilaç¬ları burna çekmek, kulak akıntısını çoğaltan ilaçları kulağa damlatmak, ge¬niz akıntısını çoğaltan ilaçlan damağa ve bademciklere sürmek, tarak kul¬lanmaya ve tarağın tahta, kemik gibi doğal bir maddeden olmasına dikkat etmek gerekir.
Sara tedavisinde kafa derisine sürülen ilaçlarla beynin mizacı düzeltilir. Mide, karaciğer ve böbreklerin düzgün çalışması sağlanarak krize neden olabilecek toksik madde üretmelerine mani olunur. Hacamat, sülük ve ka¬vanoz kapatma ile toksik madde ve tıkanıklar doğrudan dışarı atılır.
Kolye olarak ay taşı, (hacar al kamar, selenit) taşımak, ılık suyla yıkan¬mak, ılık su içmek, taze veya doğal kurutulmuş incir yemek, yabani kekik çayı içmek, çok yürümek, ayaklara sık masaj yapmak,- salıncakta sallanmak,-hapşırmak ve kafayı kaşımak,- hacamat yaptırmak, sülük koymak; kafa deri¬sine zeytinyağı sürmek ve saçları sık taramak sara nöbetlerini azaltır
Sıcak su içmek ve sıcak suyla yıkanmak; güneşe ve kuvvetli ışığa bak¬mak; şiddetli rüzgara maruz kalmak ve süratli giden açık arabada bulun¬mak; güneş doğarken veya batarken uyumak, uykudan önce yemek yemek,-katkılı yiyecek ve içecekleri kullanmak,- yemekten sonra meyve yemek, ka¬rışık yemek, az çiğnemek,- kabızlık,- kimyasal maddeler ve tıbbi ilaçlar kul¬lanmak sara nöbetine yol açar
Ishak S.
Çocukluğumda herhangi bir düşme, yaralanma geçilmedim, anne¬min bir yıl emzirdiğini biliyorum, önemli bir rahatsızlık da geçir-medim.
Bendeki rahatsızlık, bir koku şeklinde başladı, ilk zamanlar bir an¬lık ve normal bir koku idi. İlk gelen kokunun arkasından birkaç gün geçtikten sonra aynı kokuyu yine duydum ve yine kısa sürdü. Son¬raları aynı koku bulantı ile gelmeye başladı. Bir gün işten eve gele¬ne kadar 3 kez tekrarladı, sonra vücudum dayak yemiş gibi oldu ve bitkin düştüm. Bu olayın manevi bir olay olduğuna kanaat getirdi¬ğim için hocaya başvurdum ve bana bazı dualar tavsiye etti. Bir ge¬ce işyerinde etrafımda aynı kokuyu hissettim. Uzandığım yerden kalktım ve hemen sureleri okumaya başladım, arkadaşlarımdan da okumalarını istedim, sonra geçti. Daha sonra aynı şey tuvalette ba¬şıma geldi. Oradayken okuyamadım, ama bağırarak gitmelerini söyledim. Bağırınca normale döndüm ancak çok halsiz düştüm, o günü hep öyle yorgun geçirdim.
Bir gecenin sabahında gözümü hastahanede açtım. Dilimin yara ol¬duğunu ve ağzıma sığmadığını gördüm. Çevremdekiler nöbet ge¬çirdiğimi anlattılar. Gözlerim dönmüş, dilim dışarı çıkmış, vücu¬dum kasılmış, boğazımdan hırıltılar gelmiş. Nöbet çok uzun sür¬müş, sonunda altımı ıslatmışım.
ilk olaydan 2 ay sonra, tekrar nöbet geçirdim fakat daha kısa sürdü. Bunun akabinde Dr. Aydın Hanımla tanıştık. Nisan ayında tedavi¬ye başladıktan sonra, 1-3 hafta arayla 3 nöbet daha geçirdim. Nö¬betlere rağmen tedaviyi uygulamaya devam ettim. 6 hafta sonra, bir gece işyerinde yalnızdım koltukta otururken uyumuşum. Uyan-
dığımda yerde yattığımı farkettim. Kalktığımda dilimin kanadığını ve altımı ıslattığımı ve yine rahatsızlandığımı anladım. Üstümü de¬ğiştirip üzüntüyle oturdum. Yine uyuyakalmışım. Uyandığımda tekrar rahatsızlandığımı gördüm. Bundan sonra Temmuzda bir de¬fa da gündüz vakti nöbet geçirdim. Geçirdiğim bu son nöbet oldu. Tedavi sırasında i O günlük açlıkları 2 defa yaptım. Bugüne kadar hiç nöbet geçilmedim. Hicri ayların 13, 14, 15. günleri 3 günlük açlıklara devam ediyorum, bazan yapamadığım aylar da oluyor.
28 Nisan 2007
Bz£i, İstanbul, 17 yaşında lise öğrencisi
Ezginin annesi anlatıyor:
Hamilelikten önce bir kaç düşük yaptım ve yapılan tetkiklerde ka¬
nımda toxoplasma paraziti olduğu görüldü. Sonra tedavi gördüm.
Ezgi'ye hamileyken, 9 ay boyunca bulantı ve kusma yaşadım. Do-
292 ğum normal oldu fakat suni sancı kullanıldı. Doğumdan sonra 1,5
yaşma kadar süt emen Ezgiye 3. aydan başlayarak meyve suyu, 6. aydan itibaren de ek gıda olarak et suyu ve çorba verdim. Ezgi'nin göğsünde sürekli bir hırıltı ve balgam vardı. Bu nedenle doktor 3 aylıkken 10 tane antibiyotik iğne verdi. Ezgi sık ateşleniyordu ve doktor ona hep antibiyotik, ateş düşürücü ve öksürük şurubu veri¬yordu. 5 yaşından önce ani ateşlenme ve kusma ile doktora götür¬düğümüzde Emedur verildi.
Ez£i anlatıyor:
"Ben Ezgi, 17yaşındayım. 5 yaşından beri kusma problemim var¬dı. Yapılan tetkiklerle bir teşhis konulamadı. Oluşan bulantı, mide şişmesi ve baş ağrısı sonrası 24 saat içinde 15-20 defa kustuktan sonra bir uyuklama, halsizlik ve yorgunluk hali geliyor ve rahatlı¬yordum. İshal de vardı. (İnatçı kusma ve ishal, karaciğer ve/veya beyinde toksik madde toplandığını gösterir. A. Salih) Emedur ve mide ilacı kullandım. Fakat haftada bir bu rahatsızlık tekrarlıyordu. En son Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Çocuk Nörolojisi bölümün¬de Epilepsi teşhisi konuldu. Ve migren olabileceğim de söylendi.
Convulex ve Bevotil adlı ilaçları en az 4 sene kullanmam gerektiği söylendi. Bu teşhis bana 11 yaşımdayken konuldu. Bu arada her 3 ayda bir kontrollerle beyin MR'ı ve EEG çekilerek beyindeki elek¬triklenme gözlendi. 4 sene sonucunda ilacım azaltılarak bırakıldı. 17yaşımda rahatsızlığım tekrar başladı ve doktora gittim. Beyinde¬ki elektriklenmenin arttığı söylenerek tekrar Convulex ve Bevotil verildi. Doktor Aydın Salih'in tedavisine başlayarak ilaçları kestim.
Emedur'un yan etkileri: Parkinsonism, unutkanlık, havale, halsizlik, aşı¬rı duyarlılık, bulanık görme, huzursuzluk, koordinasyon bozukluğu, ağız kuruluğu, baş ağrısı...
FConvuleks'in yan etkileri: Karaciğerde fonksiyon bozukluğu, baş ağrısı,
denge kaybı, saç dökülmesi, cilt reaksiyonları, lökopeni, trombositopeni,
kanda şekerin yükselmesi, görme ve kan pıhtılaşmasında bozukluklar...
Bir hastanın hikayesi 293
17yaşında bir genç, "200 tane cinim var, hepsi inançsız. İki ay ön¬ce bir hocaefendi müslüman cinlerden birini bana yardım etmekle vazifelendirdi" dedi. Kurtulmak isteyip istemediğini sordum, "isti¬yorum ama imkansız, çok kalabalıklar, onlarla baş edemem" dedi. Yemeklerini değiştirmeye başlayıp sebze yemesini tavsiye ettim. "Yedirmezler" dedi. "Peki meyve ye" dedim. "Asla yaklaştırmazlar" dedi. "Ne yediriyorlar?" diye sordum. "Her gün 3 tane beyaz ek¬mek." "Cips, bisküvi, çikolata ve kolayı çok severler" dedi. Saç jö¬lesi kullanmasını onların emrettiğini söyledi. "Peki bana neden gel¬din?" dedim. "Annem, babam getirdi" dedi.
En Yaygın Ruh Hastalıkları:
Endişe: Yerinde duramama, uyumakta güçlük, kalp atışlarının hızlanma¬sı, mide rahatsızlıkları, çarpıntılar ve kasların gerilmesidir.
Panik Atak: Nefes tıkanması, kalp çarpıntısı, göğüs ağrıları, boğulma hissi, titreme, baygınlık ve krizlerin aniden gelmesidir.
Fobiler: Belli bir duruma ya da nesneye karşı duyulan, mantıklı bir açık-
laması olmayan korkudur: Hayvanlardan, yüksekten, uçağa binmekten, ka¬palı alanda kalmaktan vs.
Depresyon: Üzüntü ve ızdırap duygusu, umutsuzluğa kapılmak, uyku¬suzluk, kişinin kendi gözündeki değerinin azalması ve bu nedenlerle fizik¬sel sağlığın da bozulmasıdır.
Mani: Depresyonun tam tersi bir durumdur. Sürekli uyanıklık ve yorul¬mak bilmez bir hareketlilik; birdenbire kızgınlığa dönüşebilen aşırı iyilik hali; uyku ihtiyacının azalması veya günlerce uykusuz kalma,- kendini aşırı beğenme ve kendine aşırı güvenme genelde bu hastalık için tipikdir.
Şizofreni: Düşünme ve algılama bozukluklarına yol açan bir grup hasta¬lığa verilen genel isimdir.
Belirtileri: Hayal görme, bazı sesler duymak, bazen de birçok sesin ken¬disi hakkında tartıştığını duymak, düşünce ve hareketlerinin dışarıdan kon¬trol edildiğine inanmaktır. Bilim adamları bu hastalığın genetik olduğuna karar vermişlerdir. Ancak hastalarda herhangi bir yapısal veya biyokimya¬sal beyin bozuklukluğuna rastlanmamıştır.
Ruhî hastalıkların sebebi modern dünyada çok az anlaşılmaktadır. An¬cak Kur'an-ı-Kerim'de gayet açık bir şekilde anlatılır: "Kim Rahman'ı an¬maktan yüz çevirirse, biz ona şeytanı musallat ederiz. Artık o ona arkadaş¬tır" (Zuhruf suresi, 36).
Bu "arkadaşlıktan" kurtulmak için, doğal tıbbi tedaviye ve manevi teda¬viye sıkı sarılmaktan başka yol yoktur. Devamlı abdestli olmak, ibadetleri düzeltmek, bol Kur'an-ı-Kerim okumak ve Allah'ı devamlı teşbih etmek ge¬rekir.
• Her gün, yarısı sabah namazından önce, yarısı da ikindiden sonra ol¬mak üzere sırayı bozmadan: Fatiha-i Şerif, Bakara Suresi'nin ilk 5 aye¬ti ve 163-164. Ayetleri, Ayet-el-kürsü ve Amenerrasulü, Yasin-i Şerif, Saffat, Rahman, Vakıa, Mülk, Kafirun, İhlas, Felak ve Nas Surelerini okumak gerekir. Tedavinin başlangıcında Kur'an'ı bir hoca veya yakın¬lardan birisi okuyabilir, fakat birinci açlıktan başlayarak hasta muhak¬kak kendisi okumalıdır. İnsan yemek yiyenlere bakarak karnını duyu¬ramadığı gibi Kur'an'ı kendisi okumayan da korunamaz.
• Sad Suresi'nin 41'inci Ayet'inin yarısı (Rabbi inni'den başlayarak), Mü'minun Suresi'nin 97- 98'inci Ayetleri, Saffat Suresi'nin 7'nci Ayeti devamlı tespih edilmelidir. Bu üç ayet de dua ayetidir.
• Hz. Enes (r.a.)'dan rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte "Cimrilerin azılı -
lanna Bakara süresindeki şu ayetlerden daha güçlü tesir eden bir şey
yoktur: Ve ilahüküm ilahün vahidün'den itibaren iki ayet (163-164)"
buyuruluyor. Bu ayetleri ezberlemek ve yukarıdaki dua ayetlerini gün¬
de en az 300 defa teşbih etmek çok etkilidir. Yatarken, gezerken, iş ya¬
parken de teÅŸbih edilebilir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Vesvese şeytanın tohumudur. Tarlası tok¬ların karnıdır. Toklukta vaki olan vesveseler kuvvetli ve artıcı olur. Vesvese ateşi açlıkla söner. Mecnun aç kalınca, deliliği kalmayıp, akıl¬lı olur", buyurmuşlardır.
• Bir ay boyunca her Pazartesi ve Perşembe 1 günlük açlık yapılmalıdır.
Bu hastalar için, açlıkta devamlılık fevkalade önemlidir. Bir ay bittik¬ten sonra hasta 3 gün açlıktan sonra 4. gün akşamı karaciğer temizle¬mesi yapmalıdır. ("Karaciğer temizlemesi 1. gün" bölümüne bakınız.)
• Karaciğer temizlendikten sonra ilk günlerde ılıktan başlanarak, alışınca
buz gibi soğuk suyla hergün gusül abdesti alınmalıdır. Duş yerine ko¬
vadan su dökülerek gusül alınması çok daha etkilidir. Hadis-i Şerifte,
"Cin ateşten yaratılmıştır, su onu söndürür", buyurulmuştur.
Ayrıca
• 3 günlük açlıklar 7 gün arayla 14 defa yapılır. 3. açlıktan sonra karaci¬ğer temizlemesi tekrarlanır. ("Karaciğer temizlemesi 3. gün" bölümüne bakınız.)
• 3 günlük açlıklar bittikten sonra her Pazartesi 1 günlük ve her hicrî ayın
13,14,15. günleri 3 günlük açlık yapmaya devam edilir.
• Açlıkların arasındaki günlerde meyve, bilhassa üzüm ve incir, çiğ seb-
ze bilhassa yeşil yapraklı sebzeler, zencefil çayı, doğal bal ve doğal zeytinyağına ağırlık verilir. Bunlar, Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen ve büyük manevi etkisi olan yiyeceklerdir.
• Mümkün olduğu kadar az yemek yenir.
Ruh hastaları açlıkla birlikte muhakkak hacamat yaptırmaya başlamalı¬dır. Çünkü onlar "arkadaşlarını" sadece hacamatla ve Kur'an-ı Kerim oku¬makla kontrol edebilirler.
Hacamat Tedavisi:
Omuzlar, kafa arkası, iki taraftan kulaklarla-ense çukuru arası, kürek ke-
mikleri arası ve altı, bel ve kuyruk sokumu, dizler, tekrar kafa hacamatları sırayla yaptırılmalıdır. Kafa, kürek kemikleri arası ve altı hacamatlarını bir¬kaç defa tekrarlamak gerekir.
İlk 2 hafta her Pazartesi ve Perşembe, sonraki 3 hafta her Pazartesi ve¬ya Perşembe, sonra 3 ayda bir hacamat yaptırılmalıdır. Kanda gaz, balgam ve pis koku kalmamalıdır.
Hacamatlar tamamlandıktan 5 hafta sonra sülük tedavisine başlanır.
Sülük Tedavisi:
• Kulaklar arkası, kulaklar altı ve ense çukuru altına,-
• Şakaklar, üst diş etleri ve alna,-
• Makada,-
• Ayaklara olmak üzere toplam 4 defa ve her bir bölgeye 2-3 hafta ara ile 1 l'er tane sülük konur.
• Aroma ve katkı maddesi içeren ürünler, hazır yiyecek ve içecekler, hiçbir deterjan, kozmetik ve vücut bakım ürünü kesinlikle kullanılmamalı¬dır.
9 3 ölçü arslankuyruğu otu + 3 ölçü alıç + 2 ölçü oğulotu + 2 ölçü ke-diotu kökü ince ince kıyılır, bir bardak kaynar suyla karıştırılır ve 5-10 dakika demlendikten sonra süzülüp günde üç defa içilir. Korku, ger¬ginlik, uykusuzluk ve huysuzluğu azaltır.
Bu hastalıktan kurtulmak için Allah'a yaklaşmaktan başka bir yol yoktur. Bazen iyileşme çok kısa zamanda ve kolayca gerçekleşir. Bu şekilde iyile¬şen insan hastalıktan güçlü ve bilge bir insan olarak çıkar.
Bazıları tedaviden sonra kendilerini daha iyi hissederler ancak zaman zaman eski hallerine benzeyen haller yaşarlar.
"Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kim¬seler üzerinde bir hakimiyeti yoktur. Şeytanın hakimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir." Nahl Sûresi 99-100
Tülay K. 33 yaşında, kan £rubu A, özel bir şirkette finansman servisi şefi
Tülay Hanım'ın hikayesi bugünkü gençler için çok tipik bir örnek oldu¬ğundan bu ibret dolu hikayeyi, kısaltmadan olduğu gibi veriyoruz
1973 tarihinde doğmuşum. Annem, hamilelikte çok bulantı his¬setmiş, doktorun verdiği bulantı giderici ilacı (Emedur) kullanmak zorunda kalmış. Doğumum normal yolla olmuş, yaklaşık 1 yaşıma kadar anne sütü emmişim, ancak ek gıdalara 6. aydan itibaren baş¬lamışım.
Çocukken birkaç kez ateşli hastalık geçirmişim ve doktor ateş dü¬şürücü (parasetamol, aspirin), antibiyotik (bactrim), öksürük şuru¬bu (perebron) gibi ilaçlar vermiş.
Hastalıklar:
İS yaşında sigara içmeye başladım. 28 yaşma kadar içtim. 15 ya¬şından sonra çok fazla hasta olmaya başladım. Her yıl, en az 2 kez olmak üzere 2 ila 4 kez grip, anjin, faranjit, bronşit ve/veya sinü¬zit oldum, bir kez zatürre başlangıcı geçirdim. 15yaşımdan 33 ya¬şıma kadar yılda 2-4 kez bu hastalıklardan geçirdim. Her hasta ol¬duğumda mutlaka grip ilacı, boğaz için antibiyotik kullandım. Genelde bu ilaçlarla iyileşemeyip, doktora gidip bu sefer 10-15 arası antibiyotik iğnesi olarak iyileştim. Her geçen sene iyileşme dönemim uzamaya başlamış ve son yıllarda iki aya çıkmıştı.
18-20 yaş döneminde saç jölesi oldukça fazla kullanmıştım. Saç¬larım çok cansızlaştı ve çokça dökülmeye başladı. 20 yaşımdan 27 yaşıma kadar saçıma, bepanten iğne, badem yağı, zeytinyağı karı¬şımları uyguladım, Vichy Derkos saç ampulleri sürdüm, faydası olmadı, saçlarım dökülmeye devam etti, ön tarafta saçlar iyice seyrekleşti, yer yer açıklılar belirdi. Ayrıca ergenlik döneminden itibaren her zaman çok fazla sivilcelerim çıktı. Yüzümde, boy¬numda, sırtımda. Sarı, içi dolu kocaman sivilceler çıkardı.
23 yaşımda cilt bakımı ve sivilcelerden kurtulmak için her ay gü¬zellik salonuna gitmeye başladım. 33 yaşına kadar her ay güzellik salonunda cilt bakımı yaptırdım. Fakat güzellik salonunda yapılan bakım sivilcelerimin geçmesini sağlayamadı.
27 yaşımda hem saçımın çok dökülmesi hem de sivilcelerimin geçmemesinden dolayı bir cilt doktoruna gitmeye başladım. Sivil¬celerimin çıkmasının sebebini vücudumun yağ seviyesinin yüksek olması, saçlarımın dökülmesi ise erkek tipi saç dökülmesi olarak
söyledi. Yapılan kan tahlilinde, testesteron hormonu seviyesi alt ve üst seviye arasında fakat üst seviyeye yakın çıktı. Sivilcelerim için izotreonin içeren ilacı (Roaccutane) iki kutu kullandım. Bu ilaçları kullandıktan sonra sivilceler bir daha çıkmadı.
Saç dökülmesi için Flutamid isimli prostat kanseri ilacı, Zinco C vitamin, doğum kontrol ilacı (Diane 35), tarifini doktorun verdi¬ği ve eczanede yaptırdığım bir saç losyonunu kullanmaya başla¬dım. Flutamid, Zinco C ve saç losyonunu 1 seneden biraz fazla kullandım. Diane 35'i yaklaşık 3 sene kullandım. Diane 35 kullan¬maya başlamadan önce adet dönemim hem çok kanamalı hem de 7- 8 gün sürerdi. Diane 35 kullandığım dönemde kanama azaldı, süre de 5 güne indi.
Depresyon ve tedavisi: Bu arada psikolojim çok bozuldu. Sık sık ağlama krizleri, öfke patlamaları yaşıyordum. Böylece 29 yaşında psikiyatra gitmeye başladım. Doktorun teşhisi, Opsesif kompulsif bozukluk oldu. Seroxat isimli ilacı kullanmaya başladım. 29 yaşın¬dan 33 yaşma kadar kullandım, i yıl boyunca ayda bir doktora gitmeye devam ettim. Ben konuşuyordum, doktor sadece dinli¬yordu. Bu tedavinin pek bir faydası olmadı. Fakat ilaç en azından ağlama, öfke krizlerini azalttı, ilacı kullanmadığım zaman çok ça¬buk öfkeleniyor, her şeye çok fazla takılıyordum.
Bir ara aşırı derecede kaşıntı başladı. Yüzüm, vücudum, kollarım, her yerim sürekli kaşınıyordu. Aynı cildiye doktoru eczanede yaptıracağım bir solüsyon yazdı. Onu İnce bir bez ile yüzüme ve kaşınan yerlere sürdüm. Kaşıntı geçti.
Son 3 yıldır banyoda baygınlık hissi, 6 aydır bacaklarda uyuşma ve çok nadir olarak başımda elektrik çarpması gibi bir şey oluyor¬du. Arabadayken baygınlık ve ter basması da oluyordu. Akşamla¬rı 9-9 buçuk gibi aşırı halsiz kalıp yatıyordum. Sabah namazına da kalkamıyordum.
Alışkanlıklar,
Her zaman abur cubur yemeye çok düşkün oldum. Özellikle çi¬kolata, dondurma, kuruyemiş, bisküvi. Akşamları yemek yemek yerine bisküvi, çekirdek, çikolata, kuruyemiş yiyerek geçirirdim.
Ancak yediğim şeylerin tadını çok kez alamazdım, üstelik gözüm doymaz,- çok çok yerdim.
17yaşından itibaren okula, işe giderken yolda walkman dinledim. 31 yaşma kadar bu devam etti. 27yaşıma kadar yabancı pop-rock, sonra Türk halk müziği ve ilahiler dinledim. Son iki senedir kula¬ğıma walkman takıp müzik dinlemiyorum.
Daha sonra Dr. Aydın Hanım'a giderek verdiği 7 haftalık tedavi¬ye başladım. Her hafta Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri 3 gün¬lük açlık oruçları yapıyordum.
• Birinci 3 günlük oruçta , 3. gün çok üşüdüm, ateşim yükseldi, düşmesi için bütün gün alnıma soğuk bez koyduk, başım çok ağ¬rıdı, tırnaklarım morardı, fazlasıyla halsizleştim. Başımın etrafında kafamı çevirirken elektrik çarpması gibi bir şey oluyordu. Pazar¬tesi, yani orucu açtığım gün, hem olmamam gerekirken adet ol¬dum ve o kadar yorgun, bitkindim ki bacaklarımda yürümek için derman yoktu, ishal oldum, iki gün devam etti.
• ikinci 3 günlük oruçta grip oldum. Baş ağrısı ve halsizlik oldu. Fakat gribe rağmen bu sefer ilkinden daha kolay geldi.
• Üçüncü 3 günlük oruçta halsizlik ve tırnaklarda morarma oldu. Başımın etrafındaki elektrik çarpması azaldı.
»Dördüncü 3 günlük oruçta, 3. gün halsizlik oldu. Oruç bitimin¬de pazartesi karaciğer temizlemesi yaptım. Gece l'de ve 2,5'ta is¬hal olarak tuvalete çıktım. Salı sabahı büyük abdest siyaha yakın koyu yeşil olarak geldi. Çarşamba, perşembe kendimi çok enerjik hissettim, psikolojimin de eskiye göre daha iyi olduğunu, daha pozitif olduğumu, eskisi gibi hemen her şeye tepki vermediğimi, daha sakin davranabildiğimi fark ettim. Sanki üzerimden bir yük kalkmış gibiydi.
• Beşinci 3 günlük oruçta herhangi bir sıkıntı olmadı, biraz üşü¬me, halsizlik dışında.
• Altıncı ve yedinci 3 günlük oruçlarda, oruç artık hayatımın bir parçası olmuş ve oldukça kolay geçiyordu. İlk 3 seferde yaşadığım problemlerin hiçbirini yaşamadım ki altıncı 3 günlük oruçta haca¬mat yaptırmaya başladım. Kafa hacamatında pembe köpük gibi bir şeyler çıktı.
• Yedinci 3 günlük oruçtan sonra ikinci karaciğer temizlemesini yaptım. Sabah ishal oldum, yine ishal ile birlikte siyah küçük kü¬çük parçalar çıktı, bu hal akşama kadar devam etti.
Oruçlar ve karaciğer temizlemelerinden önce her zaman hazım problemi yaşıyordum. Buna bağlı olarak kabızlık ve bağırsaklarda sıkışma, gaz oluyordu. Bu tedaviden sonra bu sorunlar kalmadı, artık her gün rahatlıkla tuvalete çıkabiliyorum ve işin en güzel ya¬nı tuvalette çıkan da eskisi gibi pis ve kötü değil, resmen güzel ko¬kulu oldu.
Bu tedavi ile beden sağlığı olarak büyük değişimler yaşadım. Şöy¬le ki; tedaviden önce kendimi yaşıma göre daha yaşlı hissederdim. Çünkü sürekli bir halsizlik yaşıyordum.
Sabah erken ve dinç bir şekilde kalkamazdım. Biraz yürüyünce ter
basar ve halsiz kalır, bacaklarım gitmezdi. Sık sık, her iki ayda bir
hasta olurdum, grip, faranjit, sinüzit, bronşit vb... İyileşme süreci
300 / ayı bulur, günlük hayatıma rahat ve huzurla devam edemezdim.
Hem fiziksel hem ruhsal beni çok yorar, etkilerdi. Her zaman ha¬zım problemi yaşardım. Buna bağlı olarak kabızlık ve bağırsaklar¬da sıkışma, gaz olurdu. Adet dönemim düzensiz ve çok yoğun ge¬çer, uzun sürerdi.
Tedaviden sonra ise,- artık hazım problemi yaşamıyorum. Mevsim geçişinde etraftmdaki insanların birçoğu grip, nezle olurken bana hiç bir şey olmadı. Bu tedaviye başlayalı 7 ay geçti ve ben 7 aydır hiç hasta olmadım. Adet dönemi ve yoğunluğu düzene girdi ve hiç bir sorun kalmadı. Sabahları erkenden ve dinç bir şekilde kal¬kabiliyorum. Akşamları eskisi gibi 9:30 olduğunda uyku bastırmı¬yor, gece l'e kadar oturabiliyorum buna rağmen sabah kalkmak hiç sorun olmuyor. Hafta sonları saatlerce yürüyüş yapıyorum hiç yorulmuyorum. Kaçıncı kat olursa olsun rahatlıkla, hiç zorlanma¬dan merdivenlerden çıkabiliyorum. Banyo, araba gibi kapalı me¬kanlarda bir süre sonra ter basar, bayılma gelirdi,- artık bu tür so¬runlar kalmadı.
En önemlisi yaklaşık 3 senedir beni bırakmayan parmaklarımdaki siğiller geçti. Siğiller için yapmadığım şey kalmamıştı. Cildiye
doktorum ilaçlar, kremler vermiş,- ayrıca bir çeşit durgun elektrik ile yakmıştı. Yaranın iyileşmesi zaman aldı. Ancak siğil geçmedi. Ayrıca sol elimin orta parmağına bulaşmış, siğiller yayılmaya de¬vam etmişti. Bir ay önce siğillerin yayılması durdu ve gerilemeye başladı. Şu anda çok az birşey kaldı, sanırım bir süre sonra tama-miyle geçecek.
Benim için en önemli değişimlerden biri de psikolojimdeki düzel¬me. Tedaviye kullandığım antidepresanı bırakarak başladım. Ve şu anda kendimi çok iyi, sakin ve huzurlu hissediyorum. Artık hiç bir ilaca ihtiyaç duymuyorum. Hem fiziksel hem ruhsal olarak çok sağlıklıyım ve huzurluyum. Allah'a inancım daha çok arttı.
Tülay Hanım'ın tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkilerinden bazdan:
îzotreonin içeren ilaç (Bu vakada Diane 35): Bu ilacı kullananlarda dep¬resyon, psikotik semptomlar, intihar girişimleri bildirilmiştir. Kemik deği¬şiklikleri, ciltte birikintiler, dermatit, gece görmede azalma, kafa içi tansi- 301 yonu, akut pankreas iltihabı, kan şekeri bozuklukları, cenin anormallikleri (kalpte, beyinde, büyük damarlarda), düşük, sakat doğurma riski, deride kuruma, mukozalarda kuruma, burun kanamaları, ses kısıklığı, konjunktivit, geçici katarakt, cilt bulguları, yüzde kızarıklık, tırnak yapısında bozulma, saç teli incelmeleri, dökülmeleri, şiddetli akne, tüylenme, cilt renginde ko¬yulaşma, ışığa duyarlılık, kas eklem ağrıları, kemikleşme artışı ve diğer ke¬mik bozuklukları, davranış bozuklukları, baş ağrısı, nöbetler, duyma ve görme bozuklukları, bulantı, kolit, kanlı ishal, hepatit, bronş spazmı, alyu¬var, akyuvarlarda azalma, trombositlerde artma, lokal veya yaygın enfeksi¬yonlar, üre artışı, idrarda kan, protein çıkışı, lenf bezi şişmeleri, damar ilti¬habı...
Doğum kontrol ilacının yan etkileri: Meme hassasiyeti, ağrı, baş ağrısı, depresyon, cinsel isteksizlik, bulantı, kusma, cilt döküntüleri, vajinal akın¬tıda değişiklikler, vücutta su tutulumu, kilo alma, aşın duyarlılık reaksiyo¬nu, karaciğer büyümesi, kaşıntı, safra taşı oluşumu, porfiri, tikler, duyma kaybı, kan şekeri dengesizlikleri, kolit, yüzde lekelenmeler, tüylenme, se-lülit, karaciğer tümörü ve batın içine kanama bildirilmiştir.
Flutamid'in (prostat kanseri ilacı) yan etkileri: Mide ağrısı, kabızlık, cilt-
te morarma ve çürümeler, herpes, kaşıntı, lupus benzeri bulgular, depres¬yon, ödem...
Seroxat'ın (antidepresan) yan etkileri: Norveçli bilim adamlarının dep¬resyon ilaçlarında kullanılan paraksodin maddesinin yan etkileri üzerine depresyon tedavisi gören 1500'den fazla hasta üzerinde yaptıkları araştır¬mada, 'Seroxat' kullanan 7 hastanın intihara teşebbüs ettiği ortaya çıktı. Ba¬zı sağlık örgütlerinin de 'Seroxat'ın intihar eğilimini artırdığını ortaya ko¬yan araştırmaları bulunuyor. Ruh Sağlığı Örgütü Mind'in yaptığı araştırma¬ya göre, 'Seroxat' kullanan hastaların yüzde 50'sinde kendilerine zarar ver¬me ve intihar eğilimlerinin arttığı bildirildi. Örgüt, ilacın satışının durdu¬rulmasını istedi.
Bu vakada olayların gelişimi, sebep ve sonuçlan
Anneye hamilelikte verilen ilaçla mide bulantısını engellenmiş, bu şekil¬de temizleme işleminin durdurulması ile atılamayan toksinler vücutta kal¬mış, aynı zamanda bebeğe de aktarılmıştır. Doğumdan sonra da anne sütü yoluyla aktarım devam etmiştir. Ek gıdalara 6. aydan itibaren başlanmıştır. 2 yaşına kadar anne sütüne ek olarak sadece meyve ve bal yeterli olurdu. 6 aylık bebekte, anne sütü dışındaki yiyecekleri hazım sistemi olmadığı için, verilen ilk ek gıdadan itibaren hazmolunmamış gıdaların kalıntıları vücutta birikmeye başlamıştır. Çocuğun bağışıklık sistemi ilk sinyalleri vermiş, ateşli hastalıklar vasıtasıyla bu birikimleri karaciğerden, damarlardan ve ak¬ciğerlerden dışarı atmaya çalışmıştır. Bu aşamada beslenme düzeltilseydi ve 36 saatlik açlıklar yapılsaydı, diğer aşamaya geçilmezdi. Ancak doktorun verdiği ateş düşürücü (parasetamol, aspirin), antibiyotik (bactrim), öksürük şurubu (perebron) gibi ilaçlarla vücudun kendini savunması durdurulmuş, bağışıklık sistemi zayıflatılmış ve daha derin problemlere zemin oluşturul¬muştur.
15 yaşından itibaren sigara kullanımı, ilaçların ve zararlı gıdaların biri¬ken etkileriyle birlikte durumu daha da ağırlaştırmış, bağışıklık sistemi da¬ha güçlü sinyaller vermeye başlamıştır. Bu aşamada beslenme düzeltilseydi, hazır yiyeceklerin katkı maddeleriyle ve ilaçlarla gelen zararını gidermek için karaciğer temizlemesi ve 3 günlük açlıklar yapılsaydı, bir sonraki aşa¬maya geçilmezdi. Abur cubur düşkünlüğünün, bünyeye göre beslenmeme¬nin ve tabi sigaranın da etkisiyle sivilceler ve tekrarlayan enfeksiyonlar de¬vam etmiştir. Kan grubu "A" olanlar için hidrojenize edilmiş yağlar, kavrul-
muş ve beklemiş kuruyemişler akne için yeterli sebeptir. Vücudu açlık ile dinlendirip sakinleştirmek yerine, daha saldırgan, daha yıkıcı tedavilere de¬vam edilmiştir.
Doğum kontrol ilacı, depresyon, şişkinlik, halüsinasyonlar, adet kana¬masını azaltmak gibi yan etkileri ile tabloyu daha da karıştırmıştır. Bunun üzerine antidepresan ilaç da eklenince hastada bir kilitlenme meydana gel¬miştir.
Tıbbi tedaviye devam edilseydi hasta 'Seroxat'ın etkisiyle intihar edebi¬lirdi. İntihar etmese bile aynı tedaviyle bu tablo nereye kadar uzayacaktı? Siğiller, elektrik çarpması gibi şikayetler tıbbi muayenelerde hep birer kü¬çük detay gibi algılanır ve asla bir önceki ilaç tedavisinin yan etkileri ola¬rak yorumlanmaz. Halbuki bunlar kullanılan ilaçlar neticesinde oluşan de¬rin ruh dengesizliğinin belirtileridir.
Açlıklara başlayınca vücut önce ateş ve burun akıntısı gibi iyileşme kriz¬lerinin belirtilerini göstermiştir. Tırnaklardaki morarma ve bütün vücut sal¬gılarının artması da yine vücudun mümkün olan her yolla biriktirdiği tok-sik kalıntıları atmaya başladığını göstermektedir. Vaktinden önce gelen ve miktarı artan adet kanaması ise üreme organlarının temizlenme yöntemidir. Oruç bitiminde yaşanan ishal de karaciğerin temizlenmesidir. İlk açlıkta çok fazla toksin atıldığı için, halsizlik hatta baygınlık gibi bulgular ortaya çıkmıştır. Çünkü kan, bağırsakların içeriği ve tüm vücut salgıları toksinle doludur. Diğer açlıklarda grip bulgularına benzeyen bulguların gözükmesi de iyileşme krizidir.
İnsan vücudu zararlı yiyeceklerle ve kimyasallarla oluşan atıkların ata¬bildiği kadarını atar, atamadığını belli yerlerde depolamak zorunda kalır. Çocukluktan itibaren, hayatın farklı safhalarında depolanan bu atıklar, ilk atılamayanlar en altta olmak üzere üstüste birikir. Bir başka deyişle farklı dönemlerdeki toksinler, her birinin özelliği ve miktarı farklı olan katman¬lar oluşturmaya başlar. Açlıklar periyodik olarak yapılırken, ilk önce, en son oluşan, en üstteki toksin katmanı yerinden sökülür. İlk yapılan açlığın nasıl geçeceği, bu katmanın toksin miktarına ve zehirlilik derecesine bağlı¬dır. Örneğin, Tülay Hanım, son yıllarda çok yoğun ve zararlı bir tedavi gördüğü için en üstteki katman en zararlı ve en yoğun toksinleri ihtiva edi¬yordu. Onun için ilk açlığı en ağır geçen açlık oldu.
Burada bir kâr-zarar hesabı yaparsak, açlık sırasındaki iyileşme-temiz-
lenme aşamasında yaşanan ateş, burun akıntısı, halsizlik, bulantı, kusma gi¬bi rahatsızlıklar daha evvel her yıl birkaç defa geçirilen, içe doğru biriken ve adım adım bir ileri aşamaya götüren hastalıkların yanında çok daha ha¬fif ve masrafsız ve zararsızdır. Hazımsızlık, bağırsak düzensizliği, halsizlik gibi basitçe çözülebilecek problemlerden tetkik yaptırma ve ilaç alma ge¬reği duymaksızın kurtulmak mümkündür. Hasta kilo verir, zehirlerini ve sı¬kıntısını atar, depresyon ilacına bağımlılığı kalmaz, kendini mutlu ve sağ¬lıklı hisseder. Hepsinden önemlisi, 37-40'lı yaşlardan itibaren onu bekleye¬cek olan karaciğer ve safra kesesi hastalıkları, hipertansiyon, aritmi, şeker hastalığı, menapoz krizi, kemik erimesi, miyomlar, kistler, kanser, beyinde¬ki tıkanıklıklara bağlı alzheimer, zihni bulanıklık, bunama şeklinde özetle¬yebileceğimiz pekçok yaşlandırıcı hastalıkla yüz yüze gelme ihtimalini mi¬nimuma indirir, beslenme düzenini sonuna kadar korursa da ortadan kaldır¬mış olur.
Kalp-Damar Hastalıkları
Yüksek tansiyon Hipertansiyon
Hipertansiyon, kan damarlarında basıncın artması durumudur. Normal kabul edilen kan basıncı değeri bir yetişkinde 120/80'dir yani büyük tansi¬yon 12, küçük tansiyon ise 8'dir. Kan basıncı sürekli sabit kalan bir değer değildir. Hareket ederken ya da heyecanlanınca biraz artabilir, uyurken ve istirahat ederken daha düşük olabilir. Bu değişimler normaldir. Ancak, kan basıncının sürekli olarak 14/9'un üzerinde olması durumunda hipertansiyon sözkonusudur.
Bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre, Türkiye'de yaklaşık \5 milyon kişi yüksek tansiyon hastasıdır. Hastalık, genellikle ensede görülen baş ağ¬rısı, çarpıntı, çabuk yorulma, baş dönmesi, burun kanaması, yol yürüme ve merdiven çıkmada zorlanma, bazen çok sık idrara çıkma, uykudan kalkıp idrar yapma ve bacaklarda şişlik gibi şikayetlere neden olmaktadır. Hasta¬lık, bazı kişilerde de belirti vermez.
Hipertansiyonun nedenleri:
Karışık ve çok yemek, doğal olmayan veya mizaca uygun olmayan yi¬yecekler, katkılı hazır yiyecekler, iyi çiğnenmeyen ve birbirine zıt yemek-
ler hazmedilemez ve çürür. Çürüme sonucu oluşan toksinler ve atık mad¬deler kana karışır. Kan koyulaşarak ağırlaşır. Bu durumda vücut, kanı hare¬ket ettirmek, gerekli maddeleri hücrelere dağıtmak, atıkları mümkün oldu¬ğunca çabuk çıkartmak ve damar tıkanıklıklarını önlemek için, damarları daraltmak ve kan basıncını yükseltmek zorunda kalır. Bu durumda insan tansiyon düşürücü ilaç kullanırsa, kendisine karşı suç işlemiş ve nefsine zul¬metmiş olur. Çünkü, kullanılan ilacın tesiriyle damarlar genişler,- bunun so¬nucunda da kan akımı yavaşlar. Ancak ağır ve kirli kan damarlarda yağlan ve atıkları biriktirir,- damarları daraltır, dokuları kirletir,- kılcal damarları tı¬kar. Biriken atıklarla daralan ve tıkanan atar damarlar, organların dokuları¬na yeterli miktarda kan ulaştıramadığı gibi yeterli miktarda besin de ulaştı-ramaz. Nasıl ki su borularında oluşan tıkanma, basınç artışına ve patlama¬lara yol açıyorsa, damarlardaki tıkanmalar da hipertansiyonun daha da art¬masına ve damar patlamalarına yol açar.
Bütün organlar ve dokular damarlar vasıtasıyla beslendiği için hipertan¬siyon tüm vücudu etkiler. Hipertansiyondan en çok etkilenen organlar ise kalp, beyin, böbrekler ve gözlerdir. Hipertansiyon kalp yetmezliği ve bü- 305 yümesi, kalp krizi, beyin kanaması ve felç, böbrek yetmezliği ve böbrek fonksiyonlarında bozulma, görme azalması ve körlük, büyük atardamarlar¬da genişleme ve bu genişlemelerin yırtılmasına yol açabilir.
Hipertansiyonun nedenleri arasında en yaygın olanı böbrek hastalıkla¬rıdır. Böbrek hastalıklarının sebebi olarak saç boyası, yağ çözücü, güçlü le¬ke çıkarıcı, lavobo açıcı ve güçlü çamaşır suları gibi ağır eritici kimyasallar, böcek-sinek ilacı, defoliantlar, antiromatizmal, analjezik, aspirin ve diğer tıbbi ilaçlar gibi toksik maddeler, katkılı yiyecek ve içecekleri kullanmak ön plana çıkmaktadır. Bebekken anne sütü yerine mamalarla beslenen bazı insanlarda, böbrekler yapısal olarak normalden daha küçük olabilir. Bu du¬rumda böbreğin tuz atma kapasitesi sınırlı olabilir ve gereğinden fazla tuz alınması, rafine edilmiş katkılı tuz veya yapay tuz kullanılması, hipertansi¬yonun ortaya çıkmasına yol açar. Tedavi sırasında bu tuzları kullanmak da tedavinin başarısız olmasına sebep olabilir. ("Tuz" bölümüne bakınız.)
Erkeklerde bazen tansiyon yükselince burun kanaması olur, kanamayla birlikte tansiyon düşer. Bu, bağışıklık sisteminin koruma eylemidir. Rahim ve basur kanamaları da benzer kanamalardır. Bundan korkup, kanamayı durdurma yoluna gitmemek gerekir. Çünkü açlığın tadını unutan ve tokluk
hastalığı içinde boğulan bugünkü insanın ayda 100 gr. hatta 250 gr. kan kaybetmesi sağlık için faydalıdır . Burun, rahim veya basur kanaması ile 300-500 gramdan fazla kan kaybı oluyorsa o zaman kanamayı durdurma iş¬lemine başlanabilir. Ancak eski tabipler böyle bir durumda, baygınlık gele¬ne kadar hiçbir müdahele yapmazlardı. Zaten insan bayıldığı anda kalp atışları yavaşladığı için kanama da doğal olarak durur. Bu, çağdaş insana bi¬raz tuhaf gelebilir. Fakat kanamayla nelerden kurtulduğunu tam olarak al-gılayabilseydi, yaratılışının eşsiz bir mucize olduğunu görmüş olurdu. Tedavi
Yüksek tansiyondan korunmada sigaradan uzak durmak, fazla kilolar¬dan kurtulmak, az yağlı ve az tuzlu beslenmek, düzenli egzersiz yapmak önemli yer tutar.
Yüksek tansiyonun tamamen ortadan kalkması için:
• Yemek miktarı azaltılır ve düzeltilirse,- kabızlık ortadan kaldırılırsa,-
karaciğer temizlemesi ile kan ve damarların temizlemesi yapılırsa, tansiyon
306 hızla normale iner. ("Mide ve bağırsakların tedavisi", "Karaciğer temizle¬mesi", "Kan ve damarların temizlenmesi" bölümlerine bakınız.)
™ Her sabah limon (1-3 limon), greyfurt, elma veya nar suyu suyla karış¬tırılarak içilir.
v* Bundan bir-iki saat sonra başlayıp ikindiye kadar 30 gr. su + aynı mik¬tarda kırmızı pancar suyu + havuç suyu karışımı içilir veya karpuz, el¬ma, vişne gibi meyvelerden biri seçilerek yenir.
v Ikindi-akşam arasında tek çeşit yemek, salatayla yenir ve yarım çay ka¬şığı öğütülmüş sinameki veya sinameki karışımlarından biri yemek üzerine serpilir, ya da haftada 3 sabah 25-30 gr. magnezyum sülfat (in¬giliz tuzu) 1 bardak suyla içilir. ("Kabızlık" bölümüne bakınız.)
• Haftada 2 defa, özellikle pazartesi ve perşembe günleri 36 saatlik aç¬lık yapılır.
• "Kalp hastalıkları" bölümünde anlatılan damar açıcı ilaçlar tarif edildi¬ği şekilde 2-3 ay kullanılır.
Tedavi sırasında tansiyon yükselirse, tansiyon düşürücü ilaç kullanma¬dan, kusmak gerekir. Sonra lavman yapılarak soğuğa yakın ılık suyla gusül abdesti alınır ve limon suyu veya biberiye çayı içilir Biberiye çayı bir tatlı
kaşığı biberiye 1 bardak kaynar suda demlenerek haızırlanır, ikiye bölünür ve iki defada içilir. Boyundan, omuzdan veya kafadan hacamat yaptırılır, veya "baş ağrısı" bölümünde anlatıldığı şekilde sülük koyulur ve kupa çeki¬lir.
• Kusma ile yemek kalıntıları ve mideye inen toksik geniz akıntısı dışa¬rı atılır ve vücudun hazım ile değil, kendi durumunu düzeltmekle meşgul olması sağlanır.
• Bağırsak dolu olduğu zaman, bağırsakta o anda bulunan fazla besin maddeleri ve toksinler kana karışır. Bunun sonucunda tansiyon yükselmeye devam eder. Lavmanla bağırsaklar boşaltıldığı zaman ise bir önceki duru¬mun tersine, bu zararlı maddeler kandan bağırsağa akar ve tansiyon düşme¬ye başlar.
• Soğuğa yakın ılık suyla alınan gusül abdesti, vücudun enerjisini yük¬selterek, kalp ve damarların direncini artırır.
• Limon suyu kandaki asidi nötralize ederek, mineral tuzların üretimini keser, kanı sulandırır ve idrarı çoğaltır. İdrar çoğalınca kan miktarı azalarak tansiyon düşer. Açlık yapmış olanlar bunu iyi bilirler.
Böbrek hastalığına bağlı bir hipertansiyon söz konusu ise, böbrekler te¬davi edilmeden hipertansiyonun kontrol altına alınması mümkün değildir.
("Böbrek Hastalıkları" bölümüne bakınız.)
Kalp hastalıkları
Sağlık Bakanlığının raporuna göre, kalp damar hastalıkları, dünyada her yıl yaklaşık 17 milyon kişinin, Türkiye'de de 130 bin kişinin ölümüne yol açmaktadır. Doğuştan olan kalp hastalıkları hariç, en sık görünen kalp ra¬hatsızlığı, atheroskleroz yani koroner arter daralmasıdır. Atherosklerozun en sık gözlenen sebebi ise margarin, ayçiçek yağı, mısıryağı gibi trans yağ¬ların kullanılmasıyla oluşan yağ birikintileri ve fibröz plaklarıdır. Yağ biri¬kintileri atherosklerozun en erken belirtisidir ve herhangi bir yaşta, hatta mamayla beslenen 2 yaş altı çocuklarda dahi görülür. ("Havale" bölümüne bakınız.) Fibröz plak, atherosklerozun lezyonudur. Damar dokularının lo¬kal bir şekilde esnekliğini kaybetmesi ve sertleşmesidir. Damarların doku¬larını yıkıma ve değişime uğratan ise çamaşır suyu, yağ çözücü, lavabo açı¬cı, leke çıkarıcı, deterjan ve benzeri kimyasal maddelerin kullanılmasıdır.
Damarda %50 ya da daha fazla oranda bir tıkanma olursa, fibröz plak kan akımına karşı bir direnç meydana getirir ve kalp kasının beslenme yetmez¬liği ortaya çıkar. Damarlarda tıkanma ve dokularda beslenme yetersizliği devam ettikçe kalp dokularında zayıflama ve incelme meydana gelir. Tok karnına ağır çalışma, aşırı antreman ve ağır egzersizleri nefes kontrolü ile yapmanın veya tok karnına nefes kontrolüyle Kur'an-ı Kerim okumanın et¬kisiyle, plak içinde veya dokularda kanama ya da anevrizma (damar şişme¬si), sonra da enfarktüs gelişebilir.
"Toksik hepatit" bölümünde anlatıldığı gibi atıkların karaciğerde top¬lanması ve toksik hepatit oluşması kanın yeterli derecede temizlenemez hale gelmesine sebep olur. ("Toksik hepatit" bölümüne bakınız.) Kirli, ko¬lesterollü kan kalbe gelerek, kalp damarlarını tıkar, kalp kasını sertleştirir ve zayıflatır. Kozmetik, deterjan ve çamaşır suyu gibi kimyasal maddelerle harap edilen akciğerlere kan pompalamada zorlanan kalp kası zayıflayarak ve genişleyerek kalp yetmezliğine de yol açılır.
Tedavi
Kalp hastalıklarının tedavisi de, diğer hastalıklarda olduğu gibi, yemek¬leri azaltmakla ve beslenmeyi düzeltmekle başlar. Sonra da zeytinyağı ha¬riç tüm yağlardan vazgeçmek, bağırsakları çalıştırarak tedavi etmek; kara¬ciğeri, böbrekleri, kanı ve damarları temizlemek; haftada 3-4 kez en az ya¬rım saat tempolu yürüyüş ve ölçülü spor yapmak,- oruç ile kilo vermek ve vücut ağırlığını kontrol altında tutmak gerekir.
Beslenme düzeni:
@ Sabah, saat 7-8'de ballı sarımsaklı ilaç,- acıkınca limon veya greyfurt su¬yu içilir.
V 2 saat sonrasından başlayarak ikindiye kadar 2-3 bardak kırmızı pan¬car + havuç suyu veya kırmızı pancar + ıspanak suyu, ya da semizotu suyu içilir. Bu arada 1-3 diş sarımsak yutulur.
P öğlen (saat 13.00-14.00) salata veya yoğurt ile 1 çeşit yemek yenir. Yemekle beraber veya yemekten sonra 1 - 3 diş sarımsak yutulur. Sa¬rımsak yerine çiğ soğan da yenebilir.
P Akşam (saat 19.00-20.00) 1-3 diş sarımsak yutulur ve incir, hurma ve¬ya karpuz yenir (hurma karpuzla birlikte yenebilir).
@ Uykudan önce 30 gr. sarımsaklı zeytinyağı + 30 gr. limon suyu içilir. 4 hafta boyunca bu beslenme şekline devam edilir. Mide ve ince bağırsakları kuvvetlendirmek ve kan dolaşımını canlandır¬mak için zencefil kullanılır:
@ Taze zencefil, kabuğunu soymadan katı meyve sıkacağı ile sıkılır ve ilk iki hafta boyunca, her gün bir çorba kaşığı olmak üzere küçük yudum¬larla içilir. Bu 4 hafta boyunca her Pazartesi açlık yapılır.
T Her Perşembe, gün boyu limon suyu + su karışımı, kırmızı pancar + havuç suyu + ıspanak veya semizotu suyu + kereviz veya maydonoz suyu karışımıyla dönüşümlü olarak istenilen miktarda içilir, başka hiç¬bir şey yenmez.
Bu 4 hafta bittikten sonra 3 gün açlık yapılır ve 4. gün karaciğer temiz¬lemesine geçilir.
Bir hafta sonra kireç temizlemesi, bir hafta sonra da böbrek temizleme¬si yapılır.
Temizlemeler ortalama 8-9 hafta sürer. Bu süreçte her Pazartesi bir gün (36 saatlik) oruç tutulmalı, hiç bırakılmamalıdır. Her oruç gününde haca¬mat yaptırmalıdır. Şişmanlık problemi olanlar bu süre içerisinde yaklaşık 9-12 kilo verirler. İyice kilo vermeden kalp hastalıklarından kurtulmak ve ko¬runmak çok zordur.
Hacamat Tedavisi:
1. Omuzlar, 2. Kürek kemikleri arası, 3. Kürek kemikleri altı, 4. Bel, 5. Tekrar kürek kemikleri arası, 6. Kafa, 7. Bel ve kuyruk sokumu, 8. Dizler, 9. Ayak bilekleri, 10. Tekrar kürek kemikleri arasına yapılır.
Tedavi ilkbahar veya sonbahara denk geliyorsa, hacamatlardan değil, sülük tedavisinden başlamak gerekir.
Sülük tedavisi:
1. Kürek kemikleri arasına, 2. İki göğüsün altına, 3. Makata, 4. Ayakla¬ra 11 'er tane sülük konur. Sülükler ilk 2 defa bir hafta arayla,- sonra 2 hafta arayla konur. Sülüklerden sonra kanama 1-2 gün devam edebilir.
Bu tedavi titizlikle uygulanırsa 5. haftadan itibaren hasta çok iyi hisset¬meye başlacaktır: Tıkanıklıklar açılır, kalpte kan dolaşımı düzelir, insan
kendini genç ve kuvvetli hisseder. Ancak hastanın, eski durumuna dönme¬mesi için, tedaviyi bırakmaması, sonuna kadar sürdürmesi gerekir.
Ballı sanmsaklı ilacın yapılışı:
™ 10 tane limonun suyu + tahta havanda dövülmüş 10 baş sarmısak + 1 kilo halis bal karıştırılarak cam kavanoza konur. Ağzı 3 kat bezle ka¬patılır, karanlık ve serin bir yerde 7 gün bekletilir. 7 gün dolunca sü¬zülür ve kapağı kapatılarak buzdolabına konur. Hazırlanan karışımdan günde bir defa olmak üzere 4 çay kaşığı yutulur. Karışımın miktarı mutlaka 4 çay kaşığı şeklindedir. Her defasında ağza 1 çay kaşığı karı¬şım alınır, hemen yutulmayarak, ağızda dolandıra dolandıra eritilir. İlacın mutlaka bu şekilde tüketilmesi önemlidir, çünkü ilacın ağızda dağılmasıyla mideye değil, ağız damarlarına gitmesi sağlanmış olur. Bu ilaç bitene kadar, açlık günleri hariç her gün aynı saatte aç karına içi¬lir. Kalp, beyin damarlarını ve diğer damarları temizleyerek açan ve kalbi kuvvetlendiren mükemmel bir ilaçtır. Senede bir defa sağlıklı olanların sağlığını koruması, hastaların ise iyileşmesi için kullanılmalı¬dır.
Devamlı kullanılan ilaçlar:
ğ Kalbi kuvvetlendiren karanfil iki şekilde kullanılabilir: Günde 3-5 tane karanfil iyice çiğneyerek yutulur. Veya bir çorba kaşığı karanfil bir su bardağı dolusu soğuk suya eklenir, kısık ateşte kaynayana kadar ısıtı¬lır, 8-10 saat demlendikten sonra süzülür. Her gün bir yudum alınır ağızda dolandıra dolandıra eritilir ve yutulur.
™ Damar tıkanıklıklarını açıcı olan tarçın aynı miktarda nane ile karıştı¬rılarak demlenir ve her gün birer çay bardağı içilir. 1 -2 hafta devam edilir. Sonra ballı sarımsaklı ilaç kullanılır.
v Kanı sulandırma, kalp kaslarını güçlendirme ve kalp damarlarını temiz¬leme gibi yararları olan limon, greyfurt, nar, elma veya bu meyvelerin özsuları ile çilek, karpuz, nane ve reyhan kullanılır.
ğ Taze sıkılmış oğulotu suyunu yudumlamak, oğulotu çayı içmek, taze oğulotunu ezerek, kuru oğulotunu ıslatarak yemek, ezilmiş kuru oğu-lotunu suyla yutmak kalbi kuvvetlendirir, kalp çarpıntısı ve nefes dar¬lığını giderir.
0 Her tür kalp rahatsızlığında kullanabilen en önemli bitkilerden biri de alıçtır. 1 tatlı kaşığı ezilmiş yaprak-çiçek tozunu hergün suyla yutmak veya 1 tatlı kaşığı yaprak-çiçek karışımını 1 bardak kaynar suyla dem¬leyerek içmek ve alıç meyvesini her gün bir avuç yemek, ve 1 -2 yıl bo¬yunca hiç ara vermeden kullanmak, çok iyi sonuç verir.
Bunları kullanmakla beraber 7 defa 3 günlük açlık yapılır. Kalp krizi ge¬çirenler ise 3 günlük açlıklardan sonra mutlaka 3 aylık aralarla 1-2 defa 10 günlük açlık yapmalıdırlar. önemli noktalar:
• Bir öğünde 200-250 gr.'dan fazla yememek gerekir. Yemeğin miktarı fazlalaşınca, kalbin işi de ağırlaşır ve bu miktarı hazmedebilmek için 2-4 kat güç harcar.
• Yemek olarak çiğ meyve, bilhassa üzüm, incir, elma, limon, greyfurt ve
çiğ sebze, özellikle yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı pancar, havuç, bro-koli, kabak, semizotu, karpuz, bal, az miktarda badem, ceviz, sebze yemekleri, öğütülmemiş yulaf ve arpa suyu, pirinç, haftada 1-3 defa oıı kan grubuna uygun et, 2-3 defa balık, bir-iki defa taze yumurta, sızma zeytinyağı, ceviz yağı ekmekle yenebilir. Patates ara sıra fırında ka-buklarıyla pişirilerek yenebilir. Tuz olarak, sadece kaya tuzu günde 1,5-2 gr. kullanılabilir. Süt ürünlerinden en iyisi yoğurttur. Kan grubu "A", "B" ve "AB" olanlar yoğurdu her gün, beyaz tuzsuz peyniri ise haf¬tada 3-4 defa yiyebilirler. Kan grubu "O" olanlar ise sadece haftada 1-3 defa yoğurt ya da kefir yiyebilirler.
• Kabızlık ve gazdan sakınmak gerekir. Çünkü şişen ve ağırlaşan bağır¬saklar diyaframı hareketsiz bırakır, nefes alıp verme ağırlaşır, bunun sonunda diyafram akciğerle birlikte kalbi sıkıştırır.
• Ağır yük kaldırmamak, yüksek merdivenlerden ve yokuşlardan kaçın-
mak gerekir. Bu gibi hareketler kalp atışlarını hızlandırır, bunun sonu¬cunda ise hayat kısalır. Çünkü bütün canlıların kalp atışları sayılıdır.
• Konserveler ve her tür hazır yiyecek, hazır meyve suları ve her tür hazır
içecek, iyotlu rafine olunmuş tuz, yapay tuz, italyan buğdayı (tip 405-550) ve ürünleri, margarin, rafine edilmiş sıvı yağlar hiç kullanılmamalı¬dır. Mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Siyah çay, kahve, çikolata kullanılmamalı ve sigara içilmemelidir.
• Ev temizliğinde deterjan, çamaşır suyu ve benzeri maddeler kullanılma¬malıdır.
Not: Doğuştan kalp hastası olanlar için de, açlık yapmak, beslenmeyi düzene sokmak ve zararlılardan kaçınmak gerekir. Bu tedbirleri alan bir kimsenin kalp kapakçığını ve damarları değiştirme, kalp nakli, kök hücre kullanma gibi dünya ve ahiret için tehlikeli hiçbir işleme ihtiyacı kalmaya¬caktır. Bu doğal tedavi metodları Allah-ü Teala'nın emaneti olan bedenimi¬zi ve canımızı korur.
Tümör ve Kanser
"iç illetinden ölen şehittir"
Hadis-i Åžerif 312
Bilimsel araştırmalara göre, her insanın bedeninde devamlı olarak kötü huylu hücreler oluşmaktadır. Fakat bedenin savunma sistemi, henüz geliş¬me başlangıcındaki bu hücreleri yakalar ve yok eder. Bağışıklık sisteminin herhangi bir sebeple zayıflamasıyla kanser hücreleri gelişmeye ve çoğalma¬ya başlar. Bağışıklık sisteminin zayıflamasının çeşitli sebepleri vardır. Fakat, kanserli hücrelerin çoğalması ve tümör oluşmasındaki en önemli sebep, "Hastalıkların Başlangıcı ve Seyri" bölümünde anlatılan sebeptir.
önce bağışıklık sisteminin dengesinin nasıl bozulduğunu görelim:
Hazmedilemediği için çürüyen yemeklerin kalıntıları bağırsaklara ine¬rek bağırsakları zehirler ve kana karışır. Bağışıklık sistemi bu duruma kan¬da lökositleri çoğaltarak cevap verir. Zararlı yemekler devamlı yendiği sü¬rece toksinler ve atıklar çoğalmaya, bağışıklık sistemi de daha şiddetli tep¬ki vermeye başlar: Toksinleri atabilmek ve kanı temizleyebilmek için ateşi yükseltir ve bademcikleri şişirir. Ateşlenmeyle ısınan kan toksinleri deriden ter yoluyla, lökositler ise eriterek, bademcik iltihabı ile dışarı atar. Fakat in¬san ateş düşürücü ilaçlar ve antibiyotikler kullanırsa bağışıklık sisteminin tepkisini etkisiz hale getirir,- atılması engellenen toksin ve atıklar ise vücut¬ta çoğalır. Bu şekilde her zararlı yemek ve bağışıklık sisteminin her tepki-
sine ilaçlarla karşılık vermek bağışıklık sistemini sarsa sarsa felakete götü¬rür. Beslenme alışkanlığı düzeltilmedikçe bu durum defalarca tekrarlanır.
Neticede, ikinci bir hata yapılarak savunma sisteminin ön saflardaki as¬kerleri olan bademcikler vazife başında iken ameliyatla aldırılır. Bu durum¬da bademciklerin hizmetinden mahrum kalan bağışıklık sistemi şaşırır, dengesini kaybetmeye başlar. Yanlış beslenme, bu noktadan sonra da dü-zeltilmezse apandist şişerek iltihaplanır. Vücutta tümör oluşum sürecini başlatan üçüncü hata da yapılarak, apandist ameliyatla aldırılırsa savunma sistemine üçüncü büyük darbe de vurulmuş olur. Çünkü görevi bağırsaklar için gerekli olan mikropları üretmek, bu mikroplar ile tümörlü hücreleri sı¬kı sıkıya kontrol etmek ve sağlıklı hücreleri korumak olan apandist, bağı¬şıklık sistemi için hayati önem taşımaktadır.
Peygamberimiz (s.a.v): "Sığır ve dana eti devamlı yenilecek olursa ab¬raştık (sedef), alaca (vitiligo), fil hastalığı, cüzzam (lepra) ve daha bir çok hastalıkları meydana getirir" buyurmuştur ki bu hastalıklar en hafifinden en ağırına kadar aynı kökten gelen hastalıklardır. Eski tabipler cüzzamı bütün vücudun kanseri olarak görürlerdi. ("Yiyecekler" bölümü "Et" konusuna gjş bakınız.)
Kırmızı et, midesi az asit üreten insanların (kan grubu "A") midesinde hazmadilemez, yalnızca çürür. Çürümüş et kalıntıları kılcal damarları tıkar, organlarda ve deri altında depolanır. Depolanan bu atıklar, tıkalı damarla¬ra kan gelemediği ve lökositler ile çürütülüp dışarı atılamadığı için, aynen büyük çöplüklerde olduğu gibi, içten içe yavaş yavaş yanmaya başlar. De¬ri altındaki ve organlardaki atıkların yanması ile dokular bozulur, kuru eg¬zama, sedef ve vitiligo için zemin oluşur. Atıklar çoğalınca ve yanması şid¬detlenince tümörler, genetik mutasyonlar ve bunun neticesinde de kanser veya cüzzam ortaya çıkar. Çok kırmızı et yiyen "A grubu" taşıyıcılarında sedef, vitiligo ve kanser sık görülür.
Nobel ödüllü Alman araştırmacı Otto Warburg yıllar önce, 1931 'de kanser oluşumundaki aynı mekanizmaya işaret etmiştir,- kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizmasının olduğunu ve şekerin kan¬serli hücreleri beslediğini yaptığı deneylerle göstermiştir. Aşırı şekerli gıda¬ları tüketmek büyüme faktörü (IGF-1) düzeyini artırır.
insanlarda hastalıkların tedavisinde kullanılan veya süt üretimini artır¬mak için ineklere verilen büyüme hormonu da vücuttaki büyüme faktörü IGF-l'i arttırır.
Büyüme faktörü (IGF-1) hemen hemen bütün dokularda hücre üremesi¬ni kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olabilir. Diğer kanser se¬bepleri için "Katkı Maddeleri", "ilaçlar" ve "GMO" bölümlerine bakınız.
Tümör oluşumu suyun akması gibi kesintisiz bir süreçtir. Yalnız bir nok¬tada değil, vücudun pek çok yerinde aynı anda başlar va hata yaptıkça ço¬ğalmaya devam eder. Ancak, bu tümörlerden belli büyüklüğe gelenler teş¬his edilebilir. Tümörler aslında bağışıklık sisteminin atıklardan kurtulmanın son çaresi olarak oluşturduğu birer "enerji santrali"dir. Bu santraller vücudu fazlalık ve atık maddelerden arındırmak için onları yakıt olarak kullanılır. Teşhis edilen bir tümör ameliyatla alınınca, yakıt mecburen başka bir tü¬möre yönlendirilir, yani oradaki tümör veya tümörler büyümeye başlar. Kemoterapi yapılınca bağışıklık sistemi çöktüğünden tümör oluşum süreci bir müddet için durur. Bağışıklık sistemi kendini toparlayıp canlanmaya başlayınca tümör oluşumu daha büyük bir hızla artmaya başlar. Böyle ol¬ması doğaldır çünkü kemoterapi ile verilen ve bütün hücreleri dolduran "böcek ilacı" "enerji santralleri" için bitmez tükenmez bir yakıt kaynağıdır!
Bu sebeple bir tümöre cerrahi müdahale yapmak fayda sağlamaz, tam tersine büyük zarar verebilir. Büyük tümörler ancak vücutta tümör oluşum süreci durdurulduktan sonra alınabilir.
Tecrübemize göre, herhangi bir organında herhangi bir tip tümör olu¬şan hastaların hemen hemen hepsinin geçmişinde bademcik ve apandist ameliyatı vardır.
"Kanser" teşhisinde çok sık hata yapılmaktadır. Çünkü kanser teşhisi ko¬nulup da, bu kitapta anlatılan tedavileri uygulayanların %90 hatta %95'i iyileşmektedir. Gerçek kanserde ise tedavi yoktur. Ancak konulan teşhis doğru ya da yalnış olsun farketmez, kanser tedavisi görerek kemoterapi ve¬rilenlerin tamamı kansere adaydır.
Kanser ve tümörlerin oluşma sürecinde tedavi
Tümör oluşumunu durdurmak için:
7 gün boyunca her sabah limon veya greyfurt suyu içilir. Gün boyu acıktıkça, ısırganotu, hindiba, yabani semizotu gibi her tür yeşil yapraklı sebzenin suyu sıkılarak istenen miktarda içilir. Her akşam 50 gr. sarımsak¬lı zeytinyağı +50 gr. limon suyu karışımı içilir. 7 gün tamamlanır tamam-
lanmaz 3 gün açlık yaptıktan sonra karaciğer temizlemesi yapılmalıdır. ("Karaciğer temizlemesi", 1. güne bakınız.) Karaciğer temizlemesi yapıl¬dıktan bir hafta sonra 7 günlük aralarla, toplam 7 defa 3 günlük açlık yapı¬lır. Bu 70 günlük süreçten 10 gün sonra bir defa 10 günlük açlık yapılır. Sonra da 3 ay boyunca, hicrî ayların 13, 14, 15. günleri 3 günlük açlığa de¬vam edilir ve 3 ayın sonunda tekrar 10 günlük oruç yapılır. Bundan sonra sonucu görmek için doktor kontrolüne gidilebilir.
Bu tedaviyle tümör hücreleri değişmeye başlar. Buna bağlı olarak tümör kütlesi küçülmüş, büyümüş veya gelişmesinde hiçbir değişiklik olmamış olabilir. Bu neticelerden asla korkulmamalıdır, çünkü açlıklara başlandığı andan itibaren tümörün zararlı etkisi durmuştur.
Bazı durumlarda hasta 10 günlük açlıkları, 3 aylık aralarla 3-5 defa yap¬maya mecbur kalır. Bu 3 aylık aralarda haftada bir 36 saatlik açlıklara da de¬vam edilir.
Vücudunda tümör ve kanser olanlann açlık günleri dışında uyması gereken beslenme şekli ve ilaçlar:
W Sabah, 30 gr. sarımsaklı zeytinyağı veya 10 gr. çörekotu yağı içilir.
V Sabahtan öğleye kadar, hiçbir şey yenmeden, suyla karıştırılmış sebze
suyundan 2-4 bardak içilir. Kansere karşı tavsiye edilen sebzelerden
hangisinin mevsimi ise o kullanılır.
y öğlen, istenilen çiğ meyve veya salata yenebilir veya istenildiği kadar meyve suyu içilebilir.
V ikindide, yemek yenebilir.
y Akşam yeşil çay, çam filizi ya da biberiye çayı bal ile içilebilir.
Veya
y 1-2 çorba kaşığı çimlenmiş buğday yenir, istenirse bal eklenebilir. Çimlenmiş buğdayı yemeden önce yıkamayı unutmamalıdır.
Ağır kanser hastası olanlar yemek yememeli, çiğ sebze ve meyve yeme¬lidir. Bağırsak kanseri olanlar ise meyve dahi yemeden, yalnız meyve-seb-ze suları içmelidirler.
Zencefil, sarımsak, soğan, havuç, kırmızı pancar, ıspanak, semizotu, ro¬ka, maydanoz, beyaz lahana, brokoli, kabak, yeşil çay, çam filizi, huş ağa¬cı filizi ve biberiye. Bu saydığımız sebzelerin her biri mükemmel birer gıda olmakla beraber, aynı zamanda kansere karşı birer ilaçtır.
vğ Çimlenmiş doğal buğday veya arpayı yılın herhangi bir ayında sadece 40 gün boyunca tüketmek yeterlidir. Ancak, maksimum fayda sağla¬mak için en iyi zaman, buğday ve arpa ekim zamanı, yani Şubat-Nisan aylarıdır.
v* Kırmızı pancar suyuna 50 gramdan başlanıp günlük 200-400 grama kadar yükseltilir. Kırmızı pancar suyu ilk günlerde baş dönmesi ve mi¬de bulantısı yapabilir. Alışmak için havuç suyu ile karıştırarak içmek gerekir. Alışınca, 100 gr. kırmızı pancar suyu + 50 gr. su ile karıştırıla¬rak, günde 4 defa içilir. Bu karışıma 30 gr. soğan suyu eklemek daha da etkili olur. Her türlü tümör ve kansere iyi gelir.
vğ Havuç suyu mide ve bağırsak kanserine ve tüm tümörlere karşı kulla¬nılır. Çünkü genelde kanser bağırsağın hasta olması nedeniyle oluşur, yani bağırsağı hasta olmayan kimse kansere yakalanmaz. Havuç suyu her tür kansere, özellikle cilt, göz, beyin ve akciğer kanserine karşı mucizevi bir ilaçtır. Kanser hastasının 10 günlük açlıklar arasında, haf¬tanın 2-4 gününü sadece havuç suyu ile geçirmesi çok faydalıdır. Ka¬raciğer temizlemesinden sonra, 21, 30 veya 40 gün sadece havuç suyu içenler, günde 1 çorba kaşığı taze öğütülmüş çörekotunu 50-60 gr. ha¬kiki bal karıştırarak yiyenler ve sonrasında 10 gün aç kalanlar, ardın¬dan sadece çiğ yiyecekler yiyenler kısa zamanda mükemmel sıhhate kavuşabilirler. Havuç suyu günde 400 gr.'dan 1,5 litreye kadar içilebi¬lir. Havuç, bütün sebzeler gibi kabuklarıyla birlikte sıkılmalıdır.
v Günde bir defa 1 tatlı kaşığı biberiye veya 1 tatlı kaşığı çam filizi bir bardak sıcak suyla 30 dakika demlenerek içilir.
T Isırgan otu tohumu doğal balla karıştırılarak her akşam 1 çorba kaşığı yutulur.
V Aynısafa, ısırganotu, civanperçemi ve mayıs papatyası eşit miktarlarda karıştırılır. Bu karışımdan 3 çorba kaşığı, 1-1,5 litre suyla 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Sonra gün boyu yudum-yudum içilir. 10 günlük kürler halinde birer ay ara ile 3-4 defa tekrarlanır.
Veya
v Sığırkuyruğu kökü, mor süsen kökü, hindiba kökü eşit miktarlarda ka¬rıştırılıp ince ince kıyılır. 1 tatlı kaşığı karışım 1 bardak suyla 10 daki-
ka kısık ateşte kaynatılır ve süzülüp içilir. Karaciğeri, kanı ve tüm do¬kuları temizleyen ve kuvvetlendiren bir ilaçtır.
$ Isırganotu her şekilde uzun süre kullanılır: Çayı demlenir, yemeğin üzerine serpilir, taze yapraklarından salata veya yemek yapılır, tazesi sıkılarak suyu içilir. Soğan suyu ile karıştırılırsa daha da etkili olur.
T 3 tane acı kavun yaprağı biraz balla yenir veya aynı sayıda yaprak bir bardak suyla haşlanır, soluyunca biraz bal ile suyu içilir, yaprakları ye¬nir. Yaprak sayısını her iki günde bir tane artırarak 7- 10 taneye kadar çıkılır. Toplam 4 hafta kullanılır. Bir ay arayla 3 defa tekrarlanır. Bu iş¬lem her yıl yapılabilir ancak kan grubu "O" ve "B" olanlar 7, kan grubu "A" ve "AB" olanlar 10 yapraktan fazla kullanmamalıdır.
Acı kavun zararlı maddeleri derinlerden çekip toplar, ishalle, kusma ile dışarı atar.
Dış tümörlere aşağıdaki sargılardan biri kullanılabilir:
V Isırganotu tohumu taze öğütülür ve zencefil suyu ile ıslatılır,-
v Isırganotu yakılır, külü yeni öğütülmüş ısırgan tohumu ile karıştırılır,-
T Isırganotu yakılır, külü eritilmiş kaya tuzu ile yoğrulur,-
v1 Taze ezilmiş yabani semizotu, sinirliot, ısırganotu, asmanın yeni filiz¬leri ve yaprakları, orman sarmaşığı, acı kavun yaprağı veya zakkum yaprağı yağlı kağıt üzerine yerleştirilir ve tümörlere sarılır. Gazlı bez ile sabitleştirilip 6-7 saat bekletilir.
Aynı ilaçlar kanser yaralarına da kullanılabilir. Sadece yağlı kağıt yeri¬ne gazlı bezle kapatılır.
Burada verilen tedaviyi uygulayan hasta yemek olarak, yalnızca yukarı¬da belirtilen ve kansere şifa olan çiğ sebzeleri yemelidir. Meyve, karpuz, bal, yukarıda adı geçen çaylar, çimlenmiş buğday, ballı arpa suyu, günde 20-30 gramdan fazla olmamak şartıyla ceviz ve kavrulmamış badem tüket¬meli ve başka hiçbir şey yememelidir. Ancak canı çok çekerse, haftada 1 -2 defa olmak üzere salatayla birlikte 100-150 gr. kadar haşlanmış ya da fırın¬da pişirilmiş et yiyebilir.
Bu durumdaki hastalar için buğday unundan yapılmış ekmek ve unlu mamuller, margarin ve rafine edilmiş sıvı yağlar, kızartılmış yemekler, don¬durma, kahve, siyah çay, hazır yiyecek ve içecekler kesinlikle yasaktır.
Tercihe ve mevsime göre içilebilecek sebze suyu karışımları:
V 200 gr. semizotu suyu + 30 gr. maydonoz suyu + su karışımı.
V Eşit miktarlarda beyaz lahana ve havuç suyu + 30 gr. kereviz yaprağı veya maydanoz suyu + su karışımı.
V Eşit miktarlarda brokoli ve havuç suyu + 30 gr. maydanoz suyu + su karışımı.
Y Eşit miktarlarda havuç ve kırmızı pancar suyu + 30 gr. salatalık veya maydanoz suyu + su karışımı. (Özellikle prostat, karaciğer, yumurta¬lık kanserine karşı).
Y Eşit miktarlarda ıspanak ve havuç suyu + 50 gr. ısırganotu suyu + su karışımı.
v* Havuç + elma suyu + su karışımı.
ilkbaharda:
V 100 gr. ısırganotu suyu + 50 gr. hindiba suyu + 50-100 gr. su karışımı.
318 .
Y 100-150 gr. yoğurt suyu + 50 gr. ısırganotu suyu + 50 gr. hindiba ve¬ya maydanoz suyu + su karışımı.
Y 50 gr. soğan suyu + 100 gr. lahananın ortasındaki sert kısmı birlikte sı¬kılmış suyu veya ısırgan suyu + 50-100 gr. su karışımı.
$ 100 gr. yabani semizotu suyu + 50 gr. ısırganotu suyu + 50 gr. su ka¬rışımı.
Yalnızca iyi huylu büyük tümörler, büyük kistler ve büyümüş yağ beze¬lerinin ameliyatla alınması onaylanabilir. Eğer ameliyata karar verilirse, ameliyattan önce bağırsak tedavisi ve karaciğer temizlemesi yapılır. Bunlar¬dan sonra, 3 günlük açlıklar 7 defa yapılır. Bu tedavi süresince, tümör kes¬kin bir sınır oluşturur, kolayca alınabilir hale gelir ve böylece ameliyatta, tümör ve kistlerle beraber bulunduğu organın alınmasına gerek kalmaz.
Güler E., yaş 35, İstanbul, ev hanımı
Ben Doktor Aydın Salih'e hiç kesilmeyen baş ağrılarım için git¬miştim. Bana yumurtalıklarımda kist, rahmimde miyomlar olduğu¬nu söyledi. Tedaviye başladım. Bir müddet süren tedavilerden
sonra kadın doktoruna gittim. Aydın Hanımın söylediği gibi, ra-
himimde miyomlar ve yumurtalıklarımda kistler olduğunu, bağır¬
sağa kadar ilerlediğini ve bunun ilaçla tedavisinin mümkün olma¬
dığını, ameliyat olmam gerektiğini söylediler. Bu durumu Aydın
Hanımla görüştüğümde, tedavi sonucunda bütün miyom ve kist¬
lerin bir araya toplanacağını ve o zaman ameliyat olabileceğimi,
ama rahim ve yumurtalıklarımı kesinlikle aldırmamamı söyledi.
Ben ameliyat olmak istemiyordum, fakat ailemin ısrarı üzerine 3
ay Aydın Hanımın tedavisini uyguladıktan sonra ameliyat olmak
durumunda kaldım. Ameliyattan önce 3 gün hastanede kaldım ve
bu 3 gün boyunca açlık yaptım. Ameliyattan sonra doktorlarımın
hayret edip "müjde" dediklerini duydum. Çünkü onlar ameliyatta¬
ki duruma göre rahim ya da yumurtalıkları alabileceklerini söyle¬
mişlerdi. Oysa ki küçük miyomlar kendiliğinden düşmüş, portakal
gibi olan iki kisti de kendileri temizlemişler. Böylece rahim ve yu¬
murtalıklarımı almadılar. Devamlı olan baş ağrılarım Allah'a hamd
olsun şimdi yok. Ameliyattan sonra 2 sene geçti. Kadm-doğum 319
doktoruna gittim. Hiç ameliyat geçirmemiş gibi olduğumu söyle¬di. Doktor Aydın Hanımın tavsiyelerine dikkat etmeğe devam ediyorum. Allah ondan razı olsun.
Mustafa A. İstanbul, işadamı
Hastalığım 1997 senesinde ortaya çıktı. Rahatsızlığımdan dolayı doktora gitmiştik. Çünkü elimde, burnumda ve şakaklarımda bü¬yüme olmuştu. Çektirdiğimiz MR sonucu hastalığımın hipofiz adenoması olduğunu öğrendik. O günler çok zordu. Hastalığı öğ¬rendikten sonra en az 5 profesöre gittik. Hepsi de hemen ameli¬yat olmam gerektiğini yoksa hastalık neticesinde körlük ya da yüksek derecede şeker hastası olacağımı, cinsel hayatımın olama¬yacağını söylediler. Hatta Amerika'da çalışmış bir profesör orada¬ki hastaları anlattı. Ben "peki ameliyat olursam kurtulur muyum" dediğimde bir örnek anlatıp hastanın ameliyat olduğunu ama kısa bir süre sonra öldüğünü söyledi. En acı günümdü sanırım, o gün¬leri hatırlamak bile istemiyorum. Ölüm Allah'tan tabi ama, doktor doktor çare arayıp çıkar yol olmayınca ya da öyle sandığınız gün
Mevlam bir kapı açıyor. Biz de Dr. Aydın Hanımla tanıştık tam o günlerde. Yaptığımız tedavilerle çok şükür bu güne kadar geldik. Ama sağlıklı geldik. Şimdi de her sabah limon suyu, günde 1 ba¬zen 2 öğün yemekle, zaman zaman 3 günlük açlıkları yaparak de¬vam ediyoruz.
7.5.2007
Yemek Borusu ve Mide Kanseri
Mide kanserinde ilk 3 hafta uygulanacak tedavi:
V Eşit miktarlarda ısırganotu ve aynısafa incecik kıyılarak karıştırılır. Bu bitki karışımından bir tatlı kaşığı 15 dakika demlendikten sonra süzü¬lür ve 3 hafta boyunca günde 3-4 bardak yudum yudum içilir.
V Dış tümörler için kullanılan sargılardan biri boğaza veya mideye sarı¬lıp, 4-5 saat bekletilir.
320 ğ Sinirliot, hindiba, semizotu, ıspanak, kuzukulağı, pazı, kuru soğan ve¬ya yaş soğan suyu taze ısırganotu suyuyla eşit miktarlarda karıştırılır. Her seferinde 30-50 gr. bu karışımdan + 30-50 gr. su olacak şekilde günde 7-9 defa içilir.
Bu 3 hafta başka hiçbir şey yenmez, 3 hafta sonra kanser tedavisine baş¬lanır.
Lösemi
Lösemi her yaşta, ancak en sık çocukluk çağında 2-5 yaşlarında görülür.
ilk gözlenen belirtiler iştahsızlık, kansızlık, zayıflama, bacaklarda kemik ağrıları, kırmızı noktalar veya morarmalar halinde kendini gösteren cilt al¬tı kanamaları, ateş, burun ve dişeti kanamalarıdır.
Löseminin nedenleri:
Genetik yatkınlık (kan grubu "A" ve "AB" olanlar), bebek ve çocuklarda suni beslenme, radyasyon, tıbbi ilaçlar, vücut bakım ürünleri, saç boyaları, sinek-böcek ilaçları gibi kimyasal maddeler, lösemiye neden olabilirler ("Katkı maddeleri" bölümüne bakınız.)
Herhangi bir etkiyle, kanın esas yapım yeri olan kemik iliğindeki ana
hücrelerde mutasyon meydana gelmektedir. Mutasyona uğramış hücreler hızla yayılarak kemik iliği, dalak, karaciğer, lenf bezleri, beyin ve merkezi sinir sistemini tutmaktadır.
Hamilelik süresince kesilmeyen adet kanamaları, hamileliğin ilk ayında göğüsten akmaya başlayan süt, ceninin zayıf olduğunu ve düşme ihtimali olduğunu gösterir. Düşük tehdidi geçirip canlı doğan bebeklerde, tekrarla¬yan düşüklerden sonra modern tedavi yöntemleriyle doğan çocuklarda da lösemi riski vardır. Bu çocuklarda görülen lösemi, erken mutasyon ihtimali yüksek olduğu için, en ağır lösemi vakalarındandır.
Modern tıpta lösemi tedavisi
Tedavi, hastalara en az 6 çeşit birbirinden farklı kemoterapi ilaçlarının, çok yüksek dozda 4-6 hafta içerisinde damardan ve ağızdan verilmesi ile başlar. Burada amaç, kötü huylu ana hücrelerin yok edilmesidir. Ancak ke¬moterapi ilaçları, yalnızca kötü hücreleri değil, vücudun sağlıklı hücreleri¬ni de yok eder. Bu nedenle lösemi hastası çocuk halsizleşir, saçları dökülür, ağzında ve bağırsaklarında yaralar açılır. Vücudunu enfeksiyonlara karşı koruyan savunma hücreleri de ilaçlarla yok edildiğinden bağışıklık sistem yıkılır, en ufak bir mikrop, en ufak bir hastalık etkeni dahi tüm vücuda ya¬yılıp ağır ateşli enfeksiyonlara neden olur.
Bazı çocukların vücudu bu korkunç tedaviye karşı kendini savunur ve sonuna kadar direnir. Bu çocuklar tedavi gördüğü için değil, bu tedaviye rağmen iyileşir.
Uyan: Kemoterapi ilaçları aslında bildiğiniz böcek ilaçlarıdır.
Tedavi
vğ 2 hafta boyunca hergün 50-70 gr. aşağıdaki ısırganotu karışımlarından birinin suyu 50-70 gr. suyla günde 4-5 defa içilir.
• Isırganotu + sinirliot
• Isırganotu + hindiba
• Isırganotu + semizotu
• Isırganotu + ıspanak
• Isırganotu + kuzukulağı
• Isırganotu + soğan (kuru veya yaş)
• Isırganotu + pazı
V Hergün 3-4 defa havuç suyu içilir. Günde bir defa 1 çorba kaşığı zen¬cefil suyu yudumlanır. Her akşam 30 gr. zeytinyağı + 30 gr. limon su¬yu içilir. Hiçbir şey yenmez.
™ 2 hafta sonunda 1 defa omurgaya acı kavun yağı ile kompres yapılır.
v 2 hafta sonra kanser tedavisine geçilir. ("İlaçlar" bölümü "Acı kavun" konusuna bakınız.)
Göz Hastalıkları
Göz hastalıkları beyin, mide, ince bağırsak, karaciğer, safra kesesi ve böbrekle bağlantılıdır. Önce bu organların tedavisi yapılır. Beden sağlıklı olunca, gözler de iyileşir. Ayağın baş ve küçük parmağı hariç orta 3 parma¬ğında sızlama varsa, bu sızı göz rahatsızlığının işaretidir.
Göze hazımsızlıktan daha kuvvetli bir düşman yoktur.
Tedavi:
Mide ve bağırsakların tedavisinden başlanarak, sırayla karaciğer temiz¬lemesi, beyin temizlemesi, kan temizlemesi, böbrek temizlemesi yapılır. Bu tedavi bütün göz hastaları için zaruridir.
Gözde bulunan bez kanallarının kireçlenmesi ve tıkanması, göz ve göz kapağının akut veya kronik iltihaplanması, gözde batma, yanma, yaşarma, ışığa duyarlılık, göz yorgunluğu, damar tıkanması, görme gücünün zayıfla¬ması, göz tansiyonu, katarakt başlangıcı gibi rahatsızlıkları olanlar aşağıda¬ki ilaçları kullanır:
v Taze rezene, bilhassa yabanisi sıkılıp suyu göze damlatılır. Mucizevi bir şekilde gözü kuvvetlendirir.
vğ 1 -2 tatlı kaşığı rezene veya anason tohumu havanda ezilir, 150 gr. kay¬nar suyla karıştırılır, 15 dakika demlendikten sonra süzülür ve soğu¬duktan sonra göz banyosu için kullanılır.
@ Haftada 1 -2 defa gözlere 1-3 damla defne yağı, zeytinyağı veya papat¬ya yağı damlatmak, göz hastalıklarına iyi gelir ve gözü hastalıklardan korur.
vğ Günde 1-3 defa gözlere 1-3 damla limon suyu damlatılır. Buna 1 -2 haf¬ta devam edildiğinde gözü temizler, kireci çözer, göz tansiyonunu dü-
sürür, gözü kuvvetlendirir. Limon suyu ömür boyu kullanılabilir.
V Alt göz kapaklarının içine 1 damla bal koymak, limon suyu damlat¬
maktan daha etkilidir ve gözlere çok iyi gelir.
Veya
$ Maydanoz, papatya veya yeşil çay demlenerek gözlere pansuman ya¬pılır,- sonra birer damla bal veya taze limon suyu damlatılır. Veya
T Eşit miktarlarda bal ile soğan veya sarımsak suyu karıştırılarak gözlere sabah akşam 1-3 damla damlatılır.
V Her akşam şakaklara çörekotu yağı sürülür.
V1 Bu uygulamalar esnasında ayrıca günde 2-3 defa, havuç suyuna 7-10 damla çörekotu yağı katılarak içilir.
v Safran, gözü kuvvetlendirir, katarakt oluşumundan korur, damar tıka¬nıklıklarını açar.
v* Karabaş otunu kaynarak içmek, gözlere kadın sütü veya yeni sağılmış inek sütü damlatmak, bakla ununu hamur yapıp göz kapakları üzerine koymak, buruna papatya veya enfiye çekmek, kulakların arkasından veya kafanın arkasından kan aldırmak göz tansiyonunu indirir.
Vğ Omuzlardan, kulakların arkasından, boyunda ense çukurundan biraz aşağıdan, kafadan, bel ve kuyruk sokumundan yapılan hacamat gözü temizler, kuvvetlendirir ve kan dolaşımını düzeltir.
Uyan: Göz hastalıklarında tarama hacamata kürek kemikleri arasından başlamak gerekir.
Şakaklara sülük koymak yeni oluşmuş katarakta ve kaza sonucu yaralan¬mış gözlere çok iyi gelir.
Uyan: İlerlemiş ve sabitleşmiş kataraktı, ilerlemiş glavkomu ve göz kan¬seri olanlara, göz ameliyatı geçirenlere, kemoterapi ve radyoterapi gören¬lere hacamat yapılmaz, kupa kapatılmaz, sülük konmaz.
Göz için zararlı olanlar:
Tuz, doğal olmayan turşu, fazla ekşi yemek, soğan, sarımsak, siyah zey¬tin ve sirkeyi çok kullanmak, çok yemek, çok su içmek, mide ve bağırsak¬larda gaz oluşturan bilhassa bakliyat türü yemekler yemek, yemekten he-
men sonra uyumak, çok uyumak, aşın cinsi münasebette bulunmak, sırt üs¬tü uyumak, uykusuzluk, bağırarak ve şiddetli bir şekilde ağlamak, sık hama¬ma gitmek, yüz ve boyuna sık kupa kapatmak, sık kan aldırmak, küçük harfli yazıları çok okumak.
Göz egzersizi için günde 10-15 dakika küçük harfli yazı okumak fayda¬lıdır.
Göz için faydalı olanlar:
Az yemek, sessizce çok ağlamak, hapşırmak, gülümsemek, başı zeytin¬yağı ile yağlamak, buruna zeytinyağı, badem yağı, defne yağı damlatmak, arasıra kusmak, beyin, karaciğer, böbrek ve kan temizlemelerini yapmak, güzel ahlaklı olmak, temiz nehir veya denizde su altında gözleri açık tut¬mak, sabahleyin yükselen güneşe bakmak, sık sık fakat kısa sürelerle güne¬şe bakmak, rahat ve yeterli uyumak, yüksek yastıkta uyumak, saçları uzat¬mak, saçları sık taramak, hergün sürme kullanmak, gözleri sık sık rezene su¬yu ile yıkamak, beyaz mantarı kaynatarak suyunu içmek.
Eskiden insanlar saat olmadığı için güneşe sık bakarlardı, bu sebepten göz problemi yaşamazlardı. Vücuttaki her organın onsekizbin alemde bir misali vardır. Gözün misali güneştir ve göz ile güneşin enerji kaynağı aynı¬dır.
Kulak Hastalıkları
Orta kulak iltihaplanması için "Febril Konvülziyonlar, Havale" ve "Ku¬lak ağrısı" bölümlerine bakınız.
Kulak çınlaması için
V Kulağa soğan suyu veya taze sıkılmış ceviz yaprağı suyunu 3'er damla damlatılır
Kulağın arkasına çam sakızı veya soğan suyuyla ıslatılmış pamuk yapıştı¬rılır
P Ökse otu çayı içilir,-
$ 10 gr. kaya tuzu, 50 gr. ılık suyla eritilir. Sonra bu tuzlu sudan gerek¬li miktar alınır ve aynı miktar bal ile karıştırılır. Her sabah ve akşam ılık olarak kulağa 7-8 damla damlatılır. Ortakulak iltihabına, mantara ve kulak uğultusuna iyi gelir.
Kulaklar arkasından ve kafa arkasından kan aldırmak,- kulakların arkası¬na sülük koymak,- çene altı ve şakaklara kupa çekmek kulak iltihabını kuru¬tur, uğultu ve çınlamayı giderir.
Kirle tıkanan kulağa
ğ Bir parça pamuk burularak fitil haline getirilir, bala batırılarak kulak içine konur. 2-3 gün kulakta bekletilir,
@ 16 ölçü karbonat + 3 ölçü İran safranı sirkede eritilir, biraz ılıtılarak günde iki defa kulaklara 7'şer damla damlatılır. 5-7 gün devam edilen bu uygulama kulakları temizler.
Bağırsak kurtları
Yeryüzünü, çürümeye başlamış organik maddelerden temizlemek için, binlerce çeşit kurt vazifelendirilmiştir. İnsan vücudunda da bu temizleme¬yi gerçekleştiren kurt türleri vardır.
Etrafımızda her yerde kurt yumurtası bulunabilir. Bu yumurtalar nefes veya ağız yolu ile insan vücuduna girebilir ancak sağlıklı vücut onları ba¬rındırmaz. Daha doğrusu, sağlıklı vücut, kurtların yaşayabilmesi için müsa¬it bir ortam değildir. Fakat, sürekli zararlı yiyecekler tüketen ve devamlı ha¬zımsızlık çeken bir insanın bağırsaklarında ve karaciğerinde atıklar topla¬nır, sürekli çürüme meydana gelir. Bu durumda vücuda giren kurt yumurta¬ları uygun yaşama alanı bulur ve yerleşir. Yumurtadan çıkan kurtlar karaci¬ğer ve/veya bağırsakları temizleme vazifelerini yapmaya başlar.
Uykuda salya akması, dişlerin gıcırdatılması, uykuda sıçramak, terlemek ve terin pis kokması kurtların varlığını gösterir.
Tedavi
Beslenme alışkanlığı düzene sokulup, bağırsak tedavisi biter-bitmez, kurtlar dökülmeye başlar. Arkasından yapılacak karaciğer temizlemesiyle, karaciğer ve bağırsaktaki kurtlar tamamen dökülür. Çünkü temizlenmiş vü¬cutta artık kurtların yapacağı bir iş kalmamıştır. Kurtların ölü olarak dökül¬mesi karaciğerdeki zehrin ne kadar ölümcül olduğunun göstergesidir.
Temizleme esnasında ve ondan sonra da her sabah 1 çorba kaşığı bal, 1 bardak su ile karıştırılarak içilir.
Karaciğer temizlemesi bittikten 1 gün sonra:
vğ Sabah, 1 çorba kaşığı bal, 1 bardak ılık su ile karıştırılır, bir tatlı ka¬şığı (çocuklara 5-7 damla) çörekotu yağı eklenir ve içilir.
$ 1 saat sonra başlanarak öğleye kadar, kavrulmamış ve yeşil iç kabukla¬rı ayrılmamış kabak çekirdeği azar azar yenir. Çekirdek miktarı çocuk¬lar için 50-100 gr., büyükler için 200 gr.'dır. Kabak çekirdeği, çocuk¬lara, ezilerek ve bal ile karıştırılarak verilebilir. Eğer çekirdek balla ye¬nirse, bal şurubu içmeye gerek kalmaz.
V öğlen, kırmızı pancar, turp, havuç, taze soğan veya sarımsak, dere otu, tere, reyhan ve kekikle yapılmış salataya, limon suyu ve çörek otuyla karıştırılmış (sonra da süzülmüş) zeytinyağı dökülerek yenir. Bu salata sadece yiyecek değil, aynı zamanda kurtlara karşı kuvvetli bir ilaçtır. İstenirse salatadan 1 saat sonra 1 çeşit hafif yemek yenebilir.
(r Akşam, kabukları soyulmadan buharda veya pilav içerisinde pişirilmiş 1 orta baş sarımsak yenir. Pişirilmiş sarımsak yerine 5-7 diş (çocuklara 1-3 diş) çiğ sarımsak da yutulabilir. 3-5 gün bu şekilde devam edilir. Sarımsaktan önce, 1 tatlı kaşığı çörekotu yağı (çocuklara 5-7 damla) greyfurt veya havuç suyuna katılarak içilir.
Nane, kekik, papatya, sarımsak, soğan, tarçın, kimyon, beyaz lahana to¬humu, kereviz tohumu, anason, çörekotu, beyazbiber, karabiber, zeytinya¬ğı, defne yaprağı ve defne meyvesinin her biri kurtlara karşı ilaçtır. Tek-tek veya karışım şeklinde kullanılabilir:
v* Kimyon + beyaz lahana tohumu + kereviz tohumu + kekik eşit mik¬tarlarda öğütülür Veya
r 3 ölçü kimyon + 3 ölçü anason + 1 ölçü tarçın + 1 ölçü beyaz biber +1 ölçü karabiber karıştırılıp öğütülür.
Bu karışımlardan biri 3-5 gün boyunca her akşam suyla 1 çay kaşığı yu¬tulur.
Küçük çocuklarda, bağırsak kurtlarından kurtulmak için sadece beslen¬meyi düzene sokmak, bal şurubu içirmek, havuç yedirmek, göbek çukuru¬nu çörekotu yağı ile yağlamak ve iç çamaşırlarını temiz tutmak yeterli ola¬bilmektedir.
Varis ve Basur
Varis kalın bağırsakların durumunu gösterir ve basurla aynı kökten ge¬lir. Pastörize edilmiş, karıştırılmış ve uzun ömürlü sütler, katkılı ve eritilmiş peynirler, margarinler ve transgen yağlar, sıcak mayalı ekmek, bisküvi, cips gibi hazır yiyecekler, karışık yemekler ve bayat yiyecekler sonuna kadar hazmedilemez. Bu sürekli hazımsızlık sonucunda dalak ve karaciğerin da¬marları tıkanır, bu organlarda enzim üretimi azalır. Bu durumda bağırsakla¬rın hareketi yavaşlar, kabızlık meydana gelir. Devamlı kabızlık ise basura ve varislere yol açar. Eski tabipler "Dalağın faaliyeti bozulmadıkça varis ve basur görülmez" derlerdi.
Tedavi
Tedaviye, yemeklerin düzeltilmesiyle başlanır. Yukarıda sayılan yiye¬ceklerden tamamen vazgeçmek gerekir. Bağırsaklar çalıştırılır, bağırsakla¬rın tedavisi titiz bir şekilde uygulanır, karaciğer temizlemesi, kan ve damar temizlemesi yapılır. Taharet için soğuk su ve tuvalet kağıdı yerine sert bez kullanılır. Soğuk su makat kaslarının direncini arttırır ve kan dolaşımını 327 hızlandırır. Böylece makat etrafındaki, beyne bağlı olan akupunktur nokta¬larının temiz ve açık olması sağlanır. Ayrıca iç çamaşırı geniş olmalıdır.
Varis ve basur için ilaçlar:
Y 200 gr. zeytinyağı, 40 gr. taze öğütülmüş çörekotu ile karıştırılır, bir hafta sonra süzülür. Bitene kadar günde 1 kaşık, yemeğin üzerine dö¬kerek veya içerek tüketilir.
Y Taze veya kuru ısırganotu ezilir ve sirke ile yoğrulur. Sonra yağlı ka¬ğıda sürülür, varisli bölgelere ve basura sarılıp sabitleştirilir. 10-12 sa¬at bekletildiğinde iltihabı akıtır, şişlikleri dağıtır.
Y 1 çorba kaşığı keten tohumu 100-150 gr. sıcak suyla 1,5-2 saat dem¬lenmeye bırakılır ve sabah-akşam içilir. Veya 1 çorba kaşığı keten to¬humu öğütülür ve bal şurubu ile yutulur. Keten tohumu içtikten sonra zencefil çayı içilir. Keten tohumu sadece tane olarak veya taze öğütül¬müş olarak kullanılır.
Y 30-40 gün süreyle çimlenmiş buğday kullanılır.
Y Çay olarak papatya, kekik, ısırganotu, yeşil çay ve keten tohumu sı¬rayla kullanılır.
r Patlıcan saplan kurutulup ince öğütülür ve sabah-akşam 1 tatlı kaşığı, suyla yutulur ve basur memeleri üzerine konur.
v3 Kurutulmuş kapari iyice dövülüp suyla içilirse, basura iyi gelir.
v Nane ile yoğurt suyu birlikte kullanılırsa, hem fil hastalığına hem va¬rise iyi gelir.
Kabızlık hâlâ devam ediyorsa
v Eşit miktarlarda sinameki + kişniş tohumu veya ısırganotu öğütülerek, yemeklerin üzerine serpilir. Bu karışımlar karın ağrısı yaparsa, siname¬kinin miktarı, karın ve büyük abdest rahat olacak şekilde azaltılır.
Ağrıyan basur memelerine
v3 Rendelenmiş patates + bal karışımı veya öğütülmüş çörekotu + zeytin¬yağı karışımı, veya bal + kepek karışımı yağlı kağıda yerleştirilir, basur memelerine konarak sabitleştirilir. Bir başka çözüm
v 7 -11 tane sülük makat etrafına yerleştirilir. Bacaklardaki varislere de aynı metod uygulanır.
Kuyruk sokumundan hacamat yaptırılır.
Veya
Uylukların iç kısımlarına kupa çekilir. ("Kupa kapatma" bölümüne bakınız.)
Basur memeleri kanarsa
Basurdan gelen kan koyu renkli ise, kanamayı durdurmak doğru değil¬dir. Vücut bu kanamayla hem kandaki toksinlerden ve atıklardan kendini temizler, hem de kan fazlalığından kurtulur. Bu kanamayı durdurmaya ça¬lışmak, sıhhate zarar verir. Kanamayla atılmayan fazlalık ve zehirli madde¬ler vücutta toplanarak paraproktit, menenjit, verem, sedef, vitiligo, kanser ve cüzzama sebep olabilir.
Kanın rengi kırmızıya dönüşürse
@ Çörekotu veya hurma çekirdekleri kavrulup öğütülür, veya yumurta kabuğu kavrulup dövülür. Temiz bir beze serpilerek basur memeleri üzerine konur.
Basur memeleri iltihaplanır fakat kanamazsa
$ Acı kavun rendesi, taze ve ince öğütülmüş acı badem ve bal eşit mik¬tarlarda katıştırılıp makat içine sürülür. Aynı zamanda basur meme¬leri üzerine konarak yağlı kağıtla üstü kapatılır ve bir müddet bekle¬tilir.
Veya
V Taze öğütülmüş çörekotu, bal ile karıştırılır ve aynı şekilde basur me¬meleri üzerine konur.
Veya
vğ Basur memelerine sık sık kınayağı sürülür. Kınayağı basur memelerinin açılmasını, iltihabın ve kanın akmasını sağlar.
Varis tedavisi
Varis ağrılarını dindirmek için varisli bacaklara soğuk su tutulur.
vğ Taze veya kuru ısırganotu ezilir ve sirke ile yoğrulur. Sonra yağlı ka- 329 gıda sürülür varisler üzerine sarılıp sabitleştirilir. 10-12 saat bekletilir. Bu işlem iltihabı akıtır, şişlikleri dağıtır.
v* Varisler üzerine önce elma sirkesi sürülür,- 1 saat sonra basur tedavisin¬de anlatılan şekilde hazırlanan çörekotulu zeytinyağı sürülür. Bu uygu¬lamaya 1-2 ay devam edilirse iyi sonuç alınır.
vğ Günde bir defa 5 gr. üzerlik tohumu suyla yutulur. 2 hafta boyunca kullanılırsa, varise çok iyi gelir.
v1 Yarım çay kaşığı muskat rendesi veya 1/6 muskat parçası her gün ağız¬da eritilerek yutulur. Yılda 2 hafta buna devam edilir. Tabipler, varise karşı, eski zamanlardan günümüze kadar muskattan (küçük hindistan cevizi) daha iyi ilaç bulamamışlardır.
Bağırsaklar düzelince, basur yok olur ve insan onun varlığını unutur. Va¬ris görüntüleri tamamen düzelmese de, herhangi bir rahatsızlık vermez. Yara şeklindeki varisin tedavisi için "Yaralar" bölümüne bakınız.
Saç Dökülmesi
Saçlar beynin genel durumunu gösterir. Beyni sağlıklı ve kuvvetli olan¬ların saçları çocuklukta sarışın, ergenlikte kızılımsı, gençliğinde kahveren¬gi veya siyah,- düz veya kıvırcık değil, dalgalıdır. Yaş ilerledikçe saçlar ya¬vaş yavaş seyrekleşir ve beyazlaşır. Sağlıklı insanın saçı gençlikte de yaşlı¬lıkta da çabuk uzar.
Saçların durumu karaciğer, safra kesesi, kalp, akciğerler, yumurtalıklar, bağırsaklar, böbrekler ve idrar yolları ile bağlantılıdır. Karaciğer ve safra kesesi sağlıklı değilse, başın yan taraflarında saç dökülmesi başlar. Böbrek veya kalp zayıf ise, baş ortasındaki saçlar seyrekleşir ve zayıflar. Akciğerler hasta ise saçlar kuru ve cansız olur. Yumurtalıklar rahatsızsa, saç uçlarında kırılma ve çatallaşma meydana gelir.
Vücuttaki atıklar saçlar ve tırnaklar vasıtasıyla dışarı atılır. En zararlı atıklar, kan vasıtasıyla tırnaklara ve saç soğancıklarına daha sonra da saçla¬ra gönderilir. Hergün yaklaşık 20 saç teli dökülür.
Kan zehirli ise, zamanla saç soğancıklarını zehirleyerek kurutur ve aşırı saç dökülmesi meydana gelir. Kanı zehirli insanın tırnakları kalın ve çizgi¬li, mor, gri veya lekeli olur.
Yeni dökülmeye başlayan saçları kurtarmak mümkündür. Fakat uzun sü¬reli kellikten sonra saçın çıkmasını beklemek kuruyan ağaçtan meyve bek¬lemek gibidir. Kuruyan saç soğancıklarının bir daha canlanması da imkan¬sızdır.
Saç dökülmesinde, klorlu temizleme maddelerinin, deterjanların, korti¬zon, doğum kontrol hapları gibi ilaçların ve kimyasal saç boyalarının etki¬si çok büyüktür.
Kimyasal madde üreten fabrikalara yakın ikamet etmek, sürekli trafiğin yoğun olduğu yerlerde bulunmak, bilgisayarda çok çalışmak ve mikrodal-ga fırın kullanmak saç dökülmesine sebep olabilir.
Tedavi:
• Zararlı yiyecekler kesinlikle terk edilir ve doğal beslenmeye Özen gös¬terilir. Sırayla anason çayı, biberiye ve ısırganotu çayı içmek, çiğ dol¬ma biber, salatalık, soğan, sarımsak, maydanoz, tere, dereotu yemek saçları kuvvetlendirir.
• Yemekler düzeltilir, karaciğer ve kan temizlemesi yapılır, haftada 1 gün
açlık yapılır ve her açlık günü hacamat yaptırılır.
• Hacamatlar, omuz, boyun, kafa, kürek kemikleri arası, bel ve kuyruk sokumu ve dizlerden yaptırılır. 3 ay sonra bir daha tekrarlanır.
• Her ilkbahar ve sonbaharda, kulakların arkasına, boyna, saç açıklıkları-
na ve makata sülük konur. Saç dökülmesini hemen durduran mucizevi bir işlemdir.
İlaçlar:
T ilkbaharda 30-40 gün boyunca çimlenmiş arpa veya buğday kullanmak saçları güzelleştirir, parlatır ve sıklaştırır.
0 Her gün 1 defa veya haftada 3 defa ince öğütülmüş çörekotu ile karış¬tırılmış zeytinyağı kafa derisine masaj yaparak sürülürse ve şampuan yerine yumurta sarısı, yoğurt suyu, yağsız yoğurt veya ıslatılmış kepek¬li ekmek kalıntısı kullanılırsa, saçların tüm problemleri yok olur, hatta beyaz saçlar siyahlaşır.
• Biberiydi elma sirkesi kafa derisine masaj yapılarak sürülürse veya li¬mon suyu ya da kaynatılmış maydanoz suyu ile karıştırılıp saçlar bununla yıkanırsa, saçlar kuvvetlenir ve uzamaya başlar. Biberiydi elma sirkesi için "Kan ve damarların temizlenmesi" bölümüne bakınız.
Saç dökülmesini durduran, saçlann sıklaşmasını ve uzamasını sağlayan ka¬fa derisine masaj yaparak sürülen ilaçlar:
Bu ilaçlar sürülür.
r Ceviz kabuğu fırında iyice kavrulur, öğütülür, zeytinyağı ve 1-3 dam¬la gül yağı ile karıştırılırarak kafa derisine sürülür.
v* Taze ısırganotu ezmesi veya suyu, sirkeyle birlikte kafa derisine sürü¬lürse, sedef ve kepeği yok eder, yaraları kapatır, saçları güçlendirir, parlatır ve sıklaştırır.
T Keten tohumu iyice kavrulurarak dövülür veya öğütülür. Keten yağı, zeytinyağı, v |